Pink City – Jaipur

Oldukça maceralı geçen tren yolculuğundan sonra kaldığımız Arya Niwas Hotel temizliği, merkezi ve güvenli olması nedeniyle fiyat-performans açısından Hindistan’da kaldığımız en iyi oteldi diyebilirim. Güzel bir uyku çektikten sonra kahvaltı için açık havada çimenlerin üstündeki masalara kurulduk.

Oldukça zengin bir kahvaltı seçeneği olduğunu söylemek isterim. Son derece keyifli bir kahvaltıdan sonra otelimizden çıkıp Jaipur’da belirlediğimiz güzergajı uygulamaya koyulduk.Jaipur, Hindistan’ın en renkli eyaletlerinden biri olan ve savaşçılıklarıyla ün salmış insanların yaşadığı Rajasthan eyaletinin başkenti. Agra ve Varanasi’ye göre daha temiz ve düzenli olduğunu belirtmeliyim.

Otelin hemen önünde bekleyen rikşacılarla pazarlık edip öncelikle fillerle çıkılan Amber Kalesi’ne doğru yola koyulduk. Amber Kalesi şehrin yaklaşık 10 km dışında yer alıyor. Bu nedenle öncelikle orayı görmek istedik. Kalenin uzaktan görüntüsü muhteşem. Adeta masallardan fırlamış gibi bir havası var.

Ancak kaleye yaklaştığımızda şoförümüz Muhammed, fillerin saat 11 den sonra kaleye çıkmadığını söyleyince biraz moralimiz bozuldu. Neyseki Jaipurda bir günümüz daha vardı. Bu nedenle şimdilik sadece fotoğraf çektirip yarın sabah daha erkenden gelmek üzere rotamızı hemen yakındaki askeri cephanelik-kale olan Jaigarha çevirdik.

Açıkcası bu kale biraz hayal kırıklığı yarattı. Kalenin en önemli-tek- atraksiyonu olan dünyanın en büyük tekerlerkli topunu da fotoğraf bileti almadığımız için çekemedik. Resim internetten.

Ancak devamında uğradığımız Tiger Fort (Nahargarh) bütün hayal kırıklığımızı ve yorgunluığumuzu aldı diyebilirim. Burası tek kelimeyle muhteşem bir saray. Eskiden bahçesinde kaplan beslendiği için bu ismi almış. Pastel sarı renkli duvarları, gözalıcı işlemeleri ile özellikle sez için fotoğraf açısından oldukça verimli bir mekan oldu.

 

Tiger Forttu doyasıya gezdikten sonra şehre dönmek için zigzaglı yollardan tepeleri inmeye başladık. Tepede uygun bir noktada rikşayı durdurup uzaktan görülen Jai Mahalin fotoğrafını çektik. Bu tepeden oldukça etkileyici bir manzara olduğunu söylemeliyim.

En azından benim Jaipurda en beğendiğim yapılardan biri bu saray oldu. Bu nedenle, yanından geçerken rikşayı durdurup bir de yakından izlemek istedim. Şu anda terkedilmiş olan sarayda restorasyon çalışmaları yapılıyor ve otel olarak hizmete girmesi planlanıyormuş.

Jai Mahaldan sonraki durağımız Monkey Temple idi. Bu arada rikşacı Muhammed başlangıçta Müslüman olduğumuz için bizimle oldukça yakından ilgileniyordu. Ancak onun istediği dükkan ve restoranlara gitmeyi kabul etmeyip de ısrarla kendi rotamızı tamamlamaya çalıştığımızı görünce morali bozuldu ve yüzü asıldı. Bizi Monkey Temple a çıkan uzun yokuşun dibinde bıraktı ve biz de güneşin altında maymunlarla dolu yolu yürümeye başladık. Hemen yanımıza gelen bir çocuk her zaman olduğu gibi daha dün bir ingiliz kıza maymunların saldırdığını, kendisinin maymun koruyucusu olduğunu ve istersek bizi de koruyabileceğini söyledi. Kendisine teşekkür edip biraz da çekingen bir şekilde yüzlerce maymnunun arasında tırmanmaya devam ettik. Bu arada üzerimizdeki tüm yiyecek ve içecek maddelerini de çantamıza sakladık zira maymunlarda hiç çekinme olmadığını öğrenmiştik.

Monkey Temple için oldukça uzun bir yol olduğunu anlamıştık. Maymun ve domuzların arasından güneşin altında çok da yürümek istemedik. Hemen tepedeki Hindu tapınağına girdik. Burada sez fırsattan istifade ilk Hint kınasını yaptırdı.

Kına sonrası rikşamıza geri döndük. Artık şehrin içine dönme zamanı gelmişti. Muhammedden bizi City Palace a bırakmasını istedik. City Palace Mihracenin yaşadığı oldukça görkemli bir yapı. Sarayın içinde mihracelerin ve sultanların elbiselerinin, kostüm ve şallarının bulunduğu bir müze ve de son derece geniş bir silah koleksiyonu oldukça hoşumuza gitti. Aşağıda gördüğünüz kazan, dünyanın en büyük gümüş objesiymiş. Oldukça dindar bir Hindu olan mihrace, İngiltereye ziyarete gittiğinde bu kazana Ganj suyunu doldurup yanında götürmüş ve hergün bu kutsal su ile yıkanıp ibadetinden geri kalmamış.

Sarayın süslemeleri oldukça ihtişamlı. Mihrace ve ailesi halen sarayın bir bölümünde yaşıyorlamış.

Sarayı beğendik. Biz gezmedik ancak yine şehir merkezindeki Albert Hall müzesinin de görülmeye değer olduğunu duyduk. Saraydan çıkıp LP rehberimizdeki old city yürüyüş turunu yapmaya karar verdik. Jaipurun eski şehir olarak adlandırılan kısmı, şehre pink city isminin verilmesine neden olan pembe binalarla dolu. Yürüyüş turumuzda Jaipurun çarşılarını dolaştık. Yaklaşık 3-4 kmlik bir parkurda hırdavatçılar, baharatçılar,  her türlü kumaş ve elbise, bilezik, Jaipurun simgesi değerli taşların satıldığı dükkanları, mermerden Hindu tanrıları yapan atölyeleri halkın arasına karışarak gezdi. Eski şehir kısmında tam anlamıyla Hindistanı yaşamak mümkün. Karşıdan karşıya geçmek bile tam bir macera.

Zor da olsa otelimize döndük. Akşam planımız yaklaşık 25 km uzaklıktaki Chowki Dani adı verilen köy eğlencelerinin olduğu mekana gitmekti. Otelden bir taksi ile anlaşıp yola çıktık. Yaklaşık 45 dk sonunda mekana ulaştık. Burası oldukça turistik bir resort görünümünde. Girişte oplu bir ücret ödeniyor. İçerideki yemek ve eğlenceler için başka ücret istenmiyor. İçerisi bizim kasaba panayırlarının biraz daha derli toplu hali gibi. Sihirbazlar, ip cambazları, yerel dansçılar, kasnakçılar, lobut atıcıları, tüfekle çeşitli şişelere ateş etmek, fal baktırmak gibi etkinlikler mevcut. Özellikle yerli turistler ve çocuklar için ilginç ama bizi pek cezbetmedi. Gecenin en güzel yanı ise açık havada bağdaş kurarak yediğimiz thali adı verilen çeşit çeşit geleneksel Hint yemekleriydi. sez biraz zorlansa da ben hemen hemen bütün yiyeceklerin tadına baktım. Bitirdikçe ikram devam ediyordu. Özellikle Hintliler oldukça keyifli bir şekilde yemeğin tadını çıkardılar.

Yemekten sonra aynı taksiyle otelimize döndük. Açık havada çimlerin üzerinde masala çayı içip Jaipurdaki ilk gecemizi sonlandırdık.

 

 

 

This entry was posted in HİNDİSTAN, Jaipur, Yurt Dışı and tagged , , , , , , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

One Response to Pink City – Jaipur

  1. uğur says:

    yazıya yine bi hevesle başladım, yine beğenerek okudum ama sona gelince yine o hint yemeğini gördüm 🙁 sanırım benim kaderim bu. illa ki bi hint yemeği çıkacak karşıma. illa ki bi yerden bulacak beni. allahtan şu isviçreli bilim adamaları internet ortamından koku almayı icat etmedi. bu sayede hintdistan yazılarını rahatlıkla okuyorum 🙂 bu arada gezi çok güzel devam ediyor. şu hindistan’dan bir kurtulsaydık hayırlısıyla :p

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *