Haziranda Kopenhag: 7. Gün (Odense & Troense)

Gezimizin son gününü Danimarka’nın ortasında bulunan Funen adasının başkenti sayılabilecek Odense şehrini gezmeye ayırmıştık. Odense, Hans Christian Andersen’in doğduğu şehir. Hani “Andersen’den Masallar” diye bildiğimiz ünlü masal yazarı. Andersen, Danimarka’nın gururlandığı ve bunda sonuna kadar hakkı olduğu bir isim. Danimarka’ya gelene kadar Hans Christian Andersen hakkında çok az şey biliyordum. Bana kalırsa gerçekten bir dehaymış.

Odense’de arabamızı park ettikten sonra Hans Christian Andersen’in doğduğu evi aramaya başladık. Tek katlı evlerin olduğu sokaklar çok özenliydi. Andersen’in yaşadığı dönemde bu bölgede fakir aileler yaşıyormuş. Hatta bir evde 5 ailenin barındığı bilgisi durumu daha da açıklıyor.

odense

odense

odense

odense

odense

odense

Andersen’in 1805 yılında Odense’de doğduğu ev müzeye çevrilmiş. Ev, yandaki binayla birleştirilmiş ve gezmesi zevkli hale getirilmiş. Kişi başı 70 dkk (26 tl) ödeyerek müzeye giriş yaptık.

H. C. Andersen fakir bir ailede dünyaya gelmiş. Babası ayakkabı tamirciliği ile uğraşırken, annesi de çamaşır yıkayarak aile geçimine katkı sağlıyormuş. 2 yaşına kadar bu evde kalmış. Sonrasında 14 yaşına kadar kaldığı başka bir eve (HC Andersen Barndomshjem) taşınmışlar. Çoğu masalın temelinin yattığı söylendiği o ev de ziyarete açık ancak biz görmedik. Sonrasında Kopenhag’a yerleşmiş ve dünyaca ünlü yazarlığa kadar yükselmiş. Kopenhag’da Nyhavn’da kaldığı evler numaralarıyla belirtiliyor ancak ziyarete açık değil. Nyhavn’daki çalışma odası ve kullandığı eşyalar bizim gezdiğimiz müzede sergileniyor.

Andersen 11 yaşındayken babasını kaybedince, çamaşır ve temizlik işlerinde annesine yardımcı olmaya başlıyor. Sonrasında Kopenhag’a gitme amacı; tiyatro oyuncusu olma hayali. Kopenhag Üniversitesinde okurken kitap, şiir, oyun ve hikaye yazmaya başlıyor. Türkiye’ye de geldiği bilindiği birçok seyahat sonrasında, gezi kitabı da yazmış. Ancak dünyaca üne kavuşmasını sağlayan 1835’de yazdığı “Fairy Tales, Told For Children” (Çocuk Masalları) kitabı olmuş.

Andersen’in bu kadar ünlü olmasının sebebi masallarının diğerlerinden farklı olması. Bazen ironi, bazen alaycı olmasıyla kullandığı tarz çok geçmeden fark edilmiş. Masallarının bir kısmının kötümser veya acıklı olması zor bir çocukluk dönemi geçirmesiyle ilişkilendiriliyor. Yaşamı boyunca 150’nin üzerinde masal yazmış.

Andersen’in tarzı kadar fiziksel yapısı da dikkat çekmiş. 1.85 m uzun boyu ve uzun burnu yüzünden çocukluk döneminde alay konusu olmuş.

andersenin evi

hans christian andersen

Andersen’in orjinal şapkası

andersenin şapkası

Anlaşılan o ki, Andersen’in kağıtla arası hep çok iyiymiş. Yazı yazmaya başlamadan önce kağıtlara renkli figürler çizermiş. 3 boyutlu yazma yeteneği, ince detaylı el işçiliğine hayran olmamak elde değil.

andersenin çalışmaları

Andersen’in yaptığı minyatür sandalye

minyatür sandalye

Yazdığı bazı masalları anımsatan bölümler de var müzede. “Prenses ve Bezelye Tanesi”ne bayılırdım. Uzun zaman önce hafızamdan kazınıp silinmiş sanki. Müzeye gitmeden yaklaşık 1 ay önce tesadüfen Selin’e okumak için almıştım. Okurken bu masalı anımsadığımı farkettim. Çok severdim oysa. Selin de yeni öğrendiği masaldaki simgelerle müzede karşılaşınca çok hoşuna gitti. Hani prenses uyurken 40 kat döşeğin altındaki bezelye tanesini fark eder de böylelikle prenses olduğuna inanırlar.

andersen müzesi

Müzenin bir bölümünde Andersen için yapılan tablolar bulunuyor.

andersen müzesi

andersen müzesi

Müzenin modern kısmından Andersen’in yaşadığı eve geçiş yapılıyor. İçerideki eşyalar orjinalleri değil tabi. Andersen’in anlatımlarına göre tasarlanmış odalar var.

Andersen’in yatağı, mutfaktaki yemek masası ve tel dolap

andersenin bebek yatağı

andersen müzesi

Ayakkabı tamircisi olan babasının çalışma alanı

andersen müzesi

Kopenhag Nyhavn’daki evinden; çalışma odası.

andersenin çalışma odası

Müzenin bir bölümünü kütüphane oluşturuyor. Andersen’in kitaplarının dünyanın birçok diline çevrildiği gösteriliyor. Ülke sayısı haddinden fazla. Türkçeye çevrilmiş olanlar da sergileniyordu. Fotoğrafını çekmemişim nedense.

andersen müzesi

andersen kitapları

Bazı masallarını hatırlamak isterseniz; Kibritçi Kız, Çirkin Ördek Yavrusu, Prenses ve Bezelye Tanesi, Kurşun Asker, Karlar Kraliçesi, Küçük Denizkızı bunlardan sadece birkaçı. Burada kronolojik olarak yazdığı masalları bulabilirsiniz. Bu siteyi incelerken ismi tanıdık geldiği için tesadüfen “The Flying Trunk”ı okumak için açtığımda beni şaşırtan bir şey oldu. Masal Türkiye’de geçiyordu. Masalda, bir tüccarın oğlu uçan bir sandıkla Türkiye’ye gelir. Sevdiği adam nedeniyle çok mutsuz bir hayat süreceği kehanetinde bulunulan, bu nedenle de kalenin çatı katına kapatılan bir prensesle evlenmek ister. Ancak kral ve kraliçeye bir hikaye anlatarak onları ikna etmek zorundadır. Mutfakta bulunan eşyaların dile geldiği zeka dolu bir masal anlatır. Sonrasını okumak isterseniz diye anlatmayayım. Ne yazık ki bu masal da mutsuz bitenlerden bir tanesi. Okumak isterseniz; bu adreste. 

1875 yılında Kopenhag’da karaciğer kanserinden hayata veda eden Andersen, vefatından 3 yıl öncesine kadar masal yazmaya devam etmiş. Bana kalırsa masalları daha çok uzun yıllar nesilden nesile taşınarak ölümsüzlüğü devam edecek.

Müze çıkışında karşıdaki hediyelik eşya dükkanına uğradık. Dışı gibi içi de sevimli bir dükkan. Ev aksesuarları çok hoştu.

andersen müzesinin karşısındaki dükkan

Sankt Knuds Kirke, 13. yy’ dan kalma gotik yapıda inşa edilen bir katedral. Ahşap sunağının üzerinde 300’den fazla figür bulunuyormuş. İşçilik gerçekten inanılmaz.

Sankt Knuds Kirke

Sankt Knuds Kirke

Odense’ den sonra yaklaşık 40 km uzaklıktaki Troense’ye gittik. Bir gün önce otel sahibimiz Jette’ye deniz kenarında hoş manzaralı bir yer önerebilir mi diye sormuştuk. Troense’yi gidebileceğimizi söylemişti. Bu bölgenin zenginleri orada oturuyormuş.  Danimarka’nın refah düzeyinin yüksek olduğunu, dolayısıyla maddi durumu kötü olanın pek varolmadığını biliyoruz. Bu nedenle Troense’yi daha çok merak etmiştik. Geniş bahçeli, büyük bakımlı evleri görünce ağzımız hafiften açık kaldı tabi. Güzel tarafı buranın samimi olması. Daha önce Beverly Hills’i görmüştük ve turist akınından insanların kendilerince önlem alarak geniş duvarlar örmesi nedeniyle orayı bir türlü sevememiştim. Troense daha farklı. Belli ki güzel yaşantılar saklı. Huzurlu, sakin ve içten.

troense

troense

troense

troense

troense

troense

troense

troense

Deniz kenarına yürüdüğümüzde hava iyice kapamıştı. Anneanne ve dedesiyle birlikte deniz kenarına gelen çocuklar ördeklere ekmek atıyorlardı. Çok geçmeden Selin de onlara katıldı.

troense

troense

troense

troense

troense

Otele yerleştiğimiz ilk gün Jette, istersek barbekü yapabileceğimizi söylediğinde Tolga bu fikri kafasına çoktan koymuştu. Danimarka’daki son akşamımızı böyle değerlendirdik. Markete gittik. Etlerimizi, peynirimizi, şarabımızı ve meyvemizi aldık. Bu konuda artık usta olduğunu kanıtlayan sevgili eşim barbeküyü yağmura rağmen kolaylıkla yaktı. Dışarıdaki koltuklar ıslandığından açık havada oturamadık belki ama hayatımız boyunca unutamayacağımız bir anı yaşamış olduk. İyi ki yapmışız, harikasın hayatım.

Bu noktada bir teşekkür de anneme etmeliyim. 4 yaşında bir çocuk ve 14 aylık bir bebekle seyahat etmek hem kolay, hem zor. Zorluklarını azaltan, yorulmasını hiç istemediğimiz halde bize harika yemekler yapan, o kadar koşturmacaya rağmen hiç şikayet etmeyen, aksine harika bir yol arkadaşı olan ve varlığıyla gezimizin unutulmaz ve keyifli geçmesini sağlayan canım annem: İyi ki varsın…

Böylelikle “Haziranda Kopenhag” serimizi de tamamlamış olduk. Danimarka harika bir ülke. Bilindik rotaların dışında ve gezilecek birçok yer var. 1 haftaya ancak bu kadarını sığdırabildik. Egeskov Slot’a gidemedik mesela. Çocuklar için aktivitesi fazla olan kalelerden birisi. Yine önemli kalelerinden bir tanesi de Frederiksborg Slot. Planlama yaparken bu kaleleri de değerlendirebilirsiniz. Yazdıklarımızdan faydalanırsanız ne mutlu bize. Bizim gidemediğimiz ve sizin önereceğiniz başka yerler varsa yazacağınız yorumlar gitmek isteyenler için faydalı olabilir. Sevgiler…

Bu yazı DANİMARKA, Odense, Troense, Yurt Dışı kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Haziranda Kopenhag: 7. Gün (Odense & Troense) için 2 cevap

  1. isil ozturk der ki:

    Çalışma odamda iken, kendimi bir anda gezinin içinde buldum.Harikaydı.Bir çocuk kitabı yazarı olarak, Andersen ‘in masallarında ki gizemli havayı yaşadım.Diğer gezi bloglarında olmayan farklı bir enerji var.Sanırım miniklerden kaynaklanan:)Emeğinize sağlık.

    • sez der ki:

      Çok teşekkürler Işıl Hanım. O enerjinin kaynağı hem minikler hem de yazmayı sevdiğimden diyelim. Özel bir mesleğiniz var. Yazdıklarınızı kızlarıma okumak isterim. Sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir