Haziranda Kopenhag: 2. & 3. Gün

Ertesi gün oldukça yorgun uyandığımı hatırlıyorum. Bunun sebebi güneşin erken doğup, geç batmasıydı. Bu durumdan kolaylıkla etkilenen Çağla ilk gece sık sık uyandı. Tabii ben de. Neyse ki eğlenceli bir gün bizi bekliyordu.

Kopenhag’ın en sevdiğim bölgesi olan Christianshavn ile güne başladık. Vor Frelsers Kirke bu bölgede bulunan ilginç kiliselerden biri. 17. yy’dan kalma kilisenin içine girdiğimizde barok tarzdaki sunak ve iki filin sırtında taşıdığı devasa org hemen göze çarpıyor. İsveç’in kıyılarını dahi görebileceğiniz kilisenin 400 merdiveni bulunuyor ve 95 metre uzunluğunda. Son 160 basamakla kilisenin dış cephesinden dolanarak çıkılıyor ve harika bir manzaraya sahip olduğu söyleniyor. Yoğun geçecek günümüzün daha başında yorulmak istemediğimizden  tırmanmadık.

kilise sunakorgkilisedeki avize

Bir gün önce kanal turu yaparken gördüğümüz sakin cafelerden birine oturduk. Bira, kahve ve süt seçenekleriyle dolu masamız çok seyirlikti. Nehir kenarında düzgün sıralanan renkli binalar, hemen önümüzdeki kanal ve yüzümüze ılık ılık çarpan güneş yaşadığımız anı unutulmaz kılıyordu. Bir süre sonra kızımız Selin’le birlikte kanala ayaklarımızı uzattık. Kanaldan geçen teknelerdekiler ile karşılıklı olarak el salladıkça daha bir keyiflendik.cafeden gorunturenkli binalarchristianshavn2

Sırada gezeceğimiz yer oldukça ilginçti ve bizim için farklı bir deneyim oldu. Kopenhag’ın Christiania denilen küçük bölgesi bir kurtarılmış bölge (Freetown Christiania). Bu bölgeye polisin girmesi yasak. Ayrı kanunları ve kuralları olan bu hippi komününün yaşadığı alana girdiğiniz anda kendinizi bambaşka bir yerde buluyorsunuz. Giriş çok cezbedici. Alice Harikalar Diyarında masalını anımsatıyor. Tıpkı masaldaki gibi içerisi yaşadığımız dünyadan çok farklı aslında. Christiania’nın içinde esrar ve çeşitli uyuşturucu maddeleri kullanmak ve satmak serbest. Gezerken sıklıkla burnunuza gelen ekşimsi kokulara kayıtsız kalmak pek mümkün olmuyor. Merak içinde sağa sola bakınırken, içerideki en önemsiz şeyin uyuşturucu olduğunu görüyorsunuz. Önemsiz derken bu durumun çok normalize edildiğinden bahsediyorum. Bunun yanı sıra her adımda gördüğünüz çeşit çeşit sanat eserleri ağzınızı açık bıraktırıyor. Rengarenk boyanan duvarlar, atık maddelerden yapılan heykeller, satışı da yapılan çeşit çeşit el işleri içeride farklı bir dinamizmin olduğunu gösteriyor. İçeride her şey serbest. Çalan şarkılara eşlik edin, dans edin, birahanelerde oturup bira için, eserleri, binaları, bahçeleri inceleyin ama tek bir şey yapmayın. Sakın fotoğraf çekmeyin. Zaten defalarca kez uyarı levhası göreceksiniz. Buna hiç hoşgörülü değillermiş. Aşağıda gördüğünüz fotoğraf Christiania’nın girişine ait. Bu noktadan sonra mümkünse fotoğraf makinanızı görünmeyen bir yere kaldırın. Hippilerin yaşadığı yerden, farklı bir kapıdan çıkarken dikkatimi çeken bir levha oldu. O da şöyleydi: “Şu an Avrupa Topluluğuna giriyorsunuz!”

Christiania

Christiania

Christiania sonrasında sırada Selin’in sabırsızlıkla beklediği Tivoli’ye gittik. Tivoli, 1843’den bu yana varlığını sürdüren bir eğlence parkı. Aslında sadece Selin’in değil hepimizin kalbini çaldı Tivoli. Parkın içindeki özen her adımımızda kendini hissettiriyordu. Kişi başı 95 dkr ödeyerek girdiğimiz park oldukça kalabalıktı. Oradan oraya koşturan çocukları, uçan balonları ve lunaparkı gördükçe, kızımız da parkı biran evvel keşfetmek için hızlı adımlarla ilerliyordu. Tivoli’nin içindeki park alanları gerçekten takdire şayan. Dehşet güzellikteki tavus kuşları, envai çeşit çiçekler, süs havuzları ve göletler sürekli deklanşöre basma isteği uyandırıyor. İçeride görebileceğiniz pandomimler, küçük tiyatro gösterileri, konserler ücrete dahil. Lunapark bölümünde ise her bir aktivite için jeton (25 dkr) almanız gerekiyor. 2,7 kronun 1 lira olduğunu söylersem bu ücretlerin pek de makul olmadığı anlaşılıyor. Ancak fazla hesap kitap işlerine girmeden, keyfini çıkartıyoruz. Bir daha kaç gez geleceğiz Kopenhag’a? Ya da Selin bir daha ne zaman 5 yaşında olup da bu parka gelme şansını yakalayabilecek? diyerek Kopenhag’a gelme amacımızı hatırlıyoruz. Birkaç aktivitede biz de Selin’e eşlik ettik ve onun heyecanına ortak olduk.

Parkta tüm günü geçirmek mümkün. 26 eğlence parkuru ve 32 adet lüksden fast-fooda kadar geniş bir yelpazede bulunan restoran seçeneği bulunuyor. Tivoli’nin gece Las Vegas’ı andıracak kadar ışıl ışıl halinin de mutlaka görülmesi öneriliyor. Güneş çok geç saatlerde battığı için biz uzun süre parkta kalamadık ama ertesi gün papi bizim için cep telefonuyla birkaç fotoğraf çekmeyi ihmal etmedi.

tivoli

tivoli1

tivoli2

tivoli9

tivoli10

tivoli12

tivoli4

tivoli3

 

tivoli6

tivoli5

tivoli7

tivoli8

tivoli13

Tivoli’ye gitmeden önce http://www.tivoli.dk/en/ yi ziyaret etmekte fayda var. Açılış ve kapanış saatleri bazı günler değişkenlik gösterebiliyor. Hem gideceğiniz dönemde gösterimde olan programları da takip etmiş olursunuz. Biz yaz aylarında gittiğimiz için çok eğlendik. Ancak bu yazıyı yazarken baktığım noel programları da insanda tekrar gitme duygusu uyandırıyor. Kopenhag’a geldiyseniz ne yapın edin görmeden dönmeyin derim.

Tivoli’de geçirdiğimiz güzel günün ertesinde, önceliği Botanik Bahçesine (Botanisk Have) verdik. Botanik Bahçesinde görebileceğiniz her bitki kayıt altında. Her birinin altında bitkinin hangi ülkeye ait olduğunun ve kaç yılında getirildiğinin yazıldığı tabelalar mevcut. Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden gelen bitkilere de sıklıkla rastladık.

Nilüferlerle dolu bir göletin hemen ilerisindeki cam ev (Palmehus) parkın gözdesi sayılabilir. Palmehus’un açık olduğu saatlere denk gelmediğimizden cam evin içine giremedik. Yine de dışarıdan görülebildiği kadarıyla fotoğraf çektik. Palmehus’un içinde envai çeşit tropik bitki ve orkideler bulunuyormuş. Özellikle orkideleri görmek için gezi planına aldığım Palmehus, beni bu noktada hüsrana uğrattı.

botanik bahce gol

niluferler

botanisk have

Palmehus

Palmehus

botanisk have 2

palmehus2

palmehus3

Stroget, Kopenhag’ın sadece yayalara açık olan ünlü bir caddesi. Bu cadde boyunca yürüyerek Kopenhag sokaklarında rahat rahat gezebilir, çeşitli mağazalardan alışveriş yapabilirsiniz.

Stroget Caddesi

Stroget Caddesi

stroget2

İş programının yoğunluğu sebebiyle Kopenhag’daki 3. günümüz işte böyle sakin geçti. Yarın için heyecanlıydık. Yeni bir ülkenin sınırlarına girecektik. Hem de deniz üzerinden…

paylaşmaya değer bulduysan eğer...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn
Bu yazı DANİMARKA, Kopenhag, Yurt Dışı kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Haziranda Kopenhag: 2. & 3. Gün için 1 cevap

  1. Aylin Kutlu der ki:

    Merhaba, 23-29 haziran arası kopenhag’a gidiyoruz. Verdiğiniz bilgilerden gün ışığının uzun olduğundan ve havanın gayet sıcak olduğundan bahsetmissiniz. Ben hava durumuna bakınca gündüz max. 21 gece ise 11° civarında görünce önce kont ve kazak türevi kıyafetler götürmeyi düşünmüştüm. Beni tekrar aydinlatirsaniz çok sevinirim. Sabah 10.00’a kadar valiz toplamak için bekleyebilecegim. Umarım mesajını gördüğünüzde çok geç olmaz 😉 Sevgiler, Aylin Kutlu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>