Trenler, kanallar, bisikletler… 3. Gün: Delft&Utrecht ve Amsterdam

Delft’ten ayrılmadan önce kahvaltı yapmak ve bir gün önce gezemediğimiz Delft Blue seramik dükkanlarını gezmek için Markt meydanında güne başladık. Hediyelik eşya, alışveriş gibi zaman kaybettirici şeylerle (!) ilgilenmeyen sevgili eşim papillon “Siz dükkan gezin, ben şehri bir de kuşbakışı seyredeceğim” diyerek kuleye tırmandı ve bizim için bu harika fotoğrafları çekti.

IMG_5912

IMG_5917

IMG_5924

IMG_5927

Delft seramikleri özellikle 17. ve 18. yy’da çok revaçtaymış. Terim olarak genellikle kalaylı sır üzerine mavi veya diğer renklerle desenlendirilmiş toprak çanaklar için kullanılıyor. Seramikçiler, iyi kalitedeki karoları kullanarak mavi boya ile desenlerin gölgelerini çiziyor, renk tonlarıyla da belirginleştirerek bu seramikleri oluşturuyorlar. Karonun boyanması bittiğinde 1000oC’de fırınlanıyor. Bu işlemde kalaylı sır beyaz şeffaf ve camsı bir şekle dönüşüyor ve mavi boya çökerek kalaylı sırın içine işliyor. Mavi rengin yanı sıra turuncu, sarı ve yeşil renklerin de kullanıldığı Delft seramiklerine de rastlamak mümkün.

Delft Blue seramikleri el yapımı olduğu için el yakıyor. Ayrıca belirtmek isterim ki alelade bir dükkanda sepetlerin içinde sergileniyorsa ve ucuzsa bilin ki Çin işidir. Zira Çin, bu seramiklerin taklitlerini hala tüm Avrupa’ya pazarlamakta.

IMG_5930

IMG_5929IMG_5931

IMG_5932

IMG_5934

Yaptığım ufak bir araştırmaya göre günümüzde bilinen en eski seramik örnekleri, 9000 yıl önceye ait olduğu belirtilen Anadolu’da Çatalhöyük’te görülmüştür. Derseniz ki Kütahya seramikleri bunlardan daha güzel, e o da doğru yani!

Zamanımız iyice daralmıştı ve biz hala kahvaltı yapamamıştık. Ünlü olduğunu öğrendiğimiz simite benzer Bagelların tadına bakmak için meydandaki bir yere oturduk. Fesleğen, çam fıstığı ve kurutulmuş domatesten oluşan menüyü denemenizi tavsiye ederim.

IMG_5938

IMG_5936

Otelden sırt çantalarımızı alıp tren istasyonuna gittik ve Utrecht için ilk trene bindik.

Utrecht Hollanda’nın en eski ve eşsiz olarak tabir edilen şehirlerinden bir tanesi. Ortaçağdan kalma ve  İki kanalın (Oudegracht ve Nieuwegracht) kesiştiği Utrecht, özellikle düzenli olması ile ön plana çıkmış.

Delft gibi Utrecht de bir üniversite şehri. Bu durum Utrecht’in 24 saat canlı, hareketli ve eğlenceli hale gelmesini sağlamış. 40.000 kadar öğrenci sayısı ile Hollanda’nın en büyük öğrenci kapasiteli şehri olmuş.

Utecht şehir merkezinde görülecek tüm yerler 10-15 dakikalık yürüme mesafesi içinde. Kanalların yanında oldukça kaliteli dükkanlar ve de özellikle dikkatimizi çeken çok şık antikacılar vardı.  Kısa süre içinde gezebileceğimiz için Utrecht’i görmeden Amsterdam’a geçmek istemedik ve iyi ki de böyle yapmışız. Blogun diğer yazarlarının favorisi olan şehir, özellikle canlılığıyla gönülleri fethetti.

IMG_5940

IMG_5941

IMG_5943

IMG_5946

Göz alıcı kanal görüntülerini izlemek için köprülerde duraklayıp,  sessizlik içinde uzaklara daldığımız çok oldu. Kafamızda türlü düşüncelerle anın keyfini doya doya çıkardık. IMG_5960

IMG_5961

IMG_5966

Kanallarda bot turu, yapabileceğiniz aktivitelerden bir tanesi. Biz yürüyerek keşfetmeyi tercih ettik. Şimdi fotoğraflara baktığımda hhy’yi dinleyip keşke yapsaymışız diyorum.

IMG_5969

Yüzünü saklayan arkadaşlar neden utandılar bilemiyorum ama ilginç şeyler düşündürttüler bize!

Kanalın hemen yanında bir cafeye oturup dınlendik. İçtiğim kremalı fesleğenli domates çorbasının tadı hala damağımda.

IMG_5978

IMG_5976

IMG_5979

Tren istasyonundan lockerlarda bıraktığımız sırt çantalarımızı alıp Amsterdam’a yol aldık. Yeri gelmişken, konaklamayacağınız şehirlerin tren istasyonlarında rahat gezebilmeniz için locker denilen çeşitli ebatlarda kilitli dolaplar bulunmakta. Bu dolaplar 24 saat için kiralanıyor. İşin tek kötü tarafı bir aksilik çıkıp da çantanızı o süre içinde alamazsanız, 24 saatin sonunda dolap otomatik olarak açılıyor. Maazallah…

Amsterdam için kısa süreli bir yolculuktan sonra zamanımızı verimli kullanabilmek için önce otele (Etap Hotel Schiphol Airport) çantalarımızı bırakıp shuttle ile havaalanından otobüse binip Museumplatza giderek gezmek istediğimiz müzeleri gezip programın bir kısmını tamamlamak istedik. Müzelerin geç saatlere kadar açık olması avantajlı. Önemli bir çok ressamın resimlerinin bulunduğu Rijskmuseum o gün kapalı olduğundan Van Gogh Müzesi’ne girdik.

IMG_5986

İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için dış mekanda bulunan ve Van Gogh’un bilinen resimlerinin bulunduğu panoları fikir vemesi için fotoğrafladık.

IMG_5987

Van Gogh’un müzedeki eserleri, kronolojik olarak hayatının farklı dönemlerini yansıtıyor. Bu resimlere göz atarken ressamın genellikle trajik ve soru işaretleriyle dolu içsel dünyasıyla da karşı karşıya kalıyorsunuz. Müzede ilgimi çeken şeylerden biri; Van Gogh’un meşhur “Yatak odası” resmini aslında beğenmediği varsayılan başka bir resminin üzerine yapmış olması. Bu bilgiye nasıl, hangi teknolojilerle ulaşıldığını ve “Yatak odası” resminin altındaki orjinal resmi müzede görebilirsiniz.

Müzeler Meydanındaki (Museumplain) herkesin fotoğrafını çektiği “I Amsterdam” yazısı aslında hediyelik eşyalar satan bir markanın adıymış. İnsanların Amsterdam’ı tercih ettiklerini ve bu şehre olan bağlılıklarını ifade eden bir terim de diyebiliriz. Yazının arkasındaki muhteşem bina Rijksmuseum.

IMG_5983

LP rehberimizdeki bir italyan restoranına giderken yolda Heineken bira fabrikasını gördük. Fabrikayı gezip, tadım yapılabiliyormuş.

IMG_5989

Bir aile işletmesi olan İtalyan trattoria’da İtalya’dakiler kadar enfes pizzalarımızı yedikten sonra mascarpone peyniriyle yapılmış tiramisuyu paylaştık.

IMG_5998

Güzel sohbet ve lezzetli yemek sonrası keyifli olan ekibimiz tatlıyla birlikte çifte bir haz yaşayarak ünlü Redlight Districte doğru diğer turist kafileleri ile beraber ilerleyip gündüz gözüyle tekrar dönmek üzere kısa bir turun ardından otelimize dönmenin yolunu aramaya başladık. Otobüsle dönmek istediğimiz için soğuk ve yağmurlu Amsterdam sokaklarında bir hayli yürüdükten sonra güç bela doğru durağı bulabildik. Otobüsle yaklaşık 1 saate varan bir yolculuk sonrasında otelin epey uzağında inip yine yağmur ve soğuk ile mücadele ederek Etap Hotel Schiphol Airporta vardık. Ertesi gün ise direkt olarak trenle havaalanına gelip oradan ücretsiz shuttle ile dönmenin daha mantıklı olduğuna karar verdik.

This entry was posted in Amsterdam, Delft, HOLLANDA, Utrecht, Yurt Dışı and tagged , , , , , , , . Bookmark the permalink.

4 Responses to Trenler, kanallar, bisikletler… 3. Gün: Delft&Utrecht ve Amsterdam

  1. Uğur says:

    ilk olarak orta sıralardaki sandviçe takildım kaldım. o ne güzelliktir yarabbim. hele o yanındaki soslar..

    diğer fotoğraflar içinse diyecek zaten pek fazla şey yok. hepsi harika. venedik deyince akla gelen “kanal” imajı bu sefer gelmedi. en az onun kadar güzelleri de var öğrenmiş olduk. çok keyifli bir yazıydı. yenilerinde görüşmek üzere..

  2. sez says:

    Sizin yedikleriniz de hiç fena değilmiş… Güzel bir pencere açıldı önümde, vesile olan msj için teşekkürler…

  3. ugur says:

    10 numara fotograflar,güzel anlatım hayran kaldım.Paylaşım için teşekkürler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *