Avrupa Macerası-Polonya: Krakow

Berlin’den sonraki durağım Krakow’du. Carpool ise Danimarka’dan Ukrayna’ya gitmekte olan Vladimir’in minibüsüne kısmetmiş. Vladimir normalde Kiev’de turist rehberliği yapıyor ancak arkadaşı Alexandr’ın ikinci dünya savaşından sonra izini kaybettiği babasını Danimarka’da bulması üzerine beraber bu seyahate girişmişler. Alexandr’ın babası ikinci dünya savaşı sırasında henüz Alexandr Ukrayna’da beşikte iken Almanya cephesine gönderilmiş. Ancak bir şekilde cepheden kaçmayı başarıp Danimarka’da hayatını devam ettirmiş. Savaştan sonra da asker kaçağı olduğu için ailesi ve Ukrayna ile hiçbir şekilde bağlantıya geçmemiş. Yalnızca birkaç yıl önce tüm akrabalarına mektuplar göndermeye başlayınca nihayet Alexandr babasının yerini tespit edebilmiş. Büyük gün gelince de Vladimir ile onu Danimarka’dan getirmek için yola koyulmuşlar.P1030392

Ne hayat hikayeleri var  diyerek Berlin-Krakow arasındaki kilometreleri eritirken Polonya’nın Poznan şehri girişinde minibüsümüzü polis durdurdu. Polis için ilginç bir ekiptik elbette. Yaşlı amcanın pasaportunda da bir sorun olduğu için yaklaşık 20-30 dakika ne olduğunu anlamadan bekledik. Neyse ki Vladimir bir miktar avro karşılığı polisi ikna etmeyi başarınca yolumuza devam edebildik.P1030400Poznan’dan yaklaşık 6-7 saat sonra nihayet Krakow’a vardım. Krakow’un en çekici noktası şanslı bir biçimde II. Dünya Savaşından yara almadan kurtulmuş olan şehir merkezi. Sanırım bu durum Krakow’un kutsanmış bir şehir olduğu yönündeki inancı daha da perçinlemiş.P1030424 P1030425

Ana meydan olan Rynek Glowny turistler için en popüler yerlerden bir tanesiP1030418

Meydana St. Mary kilisesi damgasını vuruyor. Ortada ise içerisinde oldukça güzel bir biçimde sıralanmış hediyelik eşya dükkanları bulunan Cloth Hall bulunuyor. Kilise’den her saat başı bir borazan sesi duyuluyor. Bu melodi, ortaçağlarda şehrin tehlikede olduğunu duyurmak için bir ikaz işareti olarak kullanılıyormuş. Ancak melodi tatlı tatlı çalarken aniden kesiliyor. Bunun sebebi ise melodinin 13.yy’da bir trompetçinin boğazına saplanan Tatar oku ile yarım kaldığını unutturmamak imiş. Meydanın biraz batısına ilerlediğinizde Polonya’nın en eski üniversite binası olan Colleguium Maius’u görebilirsiniz. P1030421 Meydanın kuzeyinde ise Florian Gate bulunuyor. Burası surlarda sergilenen sanat eserleriyle de turistlerin ilgisini çekiyor.Florian Gate P1030465

Rynek Glowny’nin yaklaşık 500 metre güneyinde ise ücretsiz olarak ziyaret edilebilen Wavel Tepesi ve Wavel Kalesi bulunuyor. P1030429Kaleden Wisla nehrinin manzarasını görmek de mümkün.P1030436 P1030438Surların dibindeki ejderha ise sms gönderince ağzından alev püskürtüyor. Enteresan bir fikir doğrusu.

P1030412

Kazimierz’deki yahudi mahallesini ziyaret de Krakow’da yapılabilecek aktiviteler arasında. Ayrıca II. Dünya Savaşı sırasında sürüldükleri ve Schindler’in Liste’si filmiyle beyaz perdeye yansıtılan Plaszow toplama kampını da ziyaret etmek mümkün.

Unesco Kültür Mirasları listesinde yer alan Wieliczska Tuz Madenleri ise Krakow’a yolu düşenlerin muhakkak ziyaret etmesi gereken olağanüstü bir yer. Ziyaret ettiğiniz yer aslında bir tuz madeni ancak içerisinde bulunan odalar, heykeller ve yollar oldukça etkileyici. Hepsi tuzdan yapılmış!P1030494P1030480 P1030477 P1030479 P1030483 P1030485

Madenin en etkileyici yeri ise yapımı için 20.000 ton tuz çıkartılan ve 30 yıl süren şapel. Yerin altında tünellerden ilerlerken böyle bir yere çıkmak oldukça etkileyici. Madenlere şehir merkezinden minibüsle geliniyor ve maden turu yaklaşık 2 saat sürüyor. Ayrıca zeminde sıcaklık ne olursa olsun madenlerin serin olduğunu ve üstünüze sizi üşütmeyecek giysiler almanızı tavsiye ederim.P1030487Krakow’daki son günümü ise Auschwitz ve Birkenau’ya ayırdım. Buraya Krakow otobüs terminalinden yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculuk sonrası varıyorsunuz. Auschwitz ve Birkenau’daki binaların yalnızca bir kısmı savaşı kaybettiklerini anlayan naziler tarafından yıkılabilmiş. Bu yüzden binaların büyük bir kısmı orijinal halde duruyor. Gördükleriniz ise sizi dehşete düşürüyor ve geriyor…Çok söze gerek yok, burada resimler kelimelerden çok daha yüksek sesle konuşuyor.

P1030496 P1030512 P1030508 P1030509

…resimler kamplara girişlerde kayıt tutulan dönemde çekilmiş, birçok kişinin ise kaydının bile olmadığı söyleniyor. blokların içi bu resimlerle dolu.P1030521 P1030517 P1030518

bu oda arkadaşlarını gammazlayan, onları daha çok çalışmaya zorlayan, kısacası nazilerin işlerini kolaylaştırmak için onlarla işbirliği yapan blok şeflerine veriliyor. P1030528 burası da mahkumların alt alta üst üste yattığı yatakhanelerden…P1030533tuvalet ihtiyacını gidermek için yalnızca birkaç dakika tanınıyormuş…P1030525burası 4 kişinin içine tıkıldığı ayakta dikilme hücresi. ayakta dikilme cezası alan mahkumlar birkaç geceyi burada dikilerek/ezilerek geçirmekte ve gündüz işbaşı yapmak zorundaymış. birçoğu nefes alamamaktan ve yorgunluktan can vermiş…P1030538kurşuna dizme duvarına çiçek bırakan, dua eden yahudiler ve rehber tarafından anlatılanları dehşet içinde dinleyen ziyaretçilerP1030541 P1030568 P1030569 P1030566 P1030584 P1030585krematoryum…yanlış hatırlamıyorsam allta görülen krematoryum sergilenmek için bırakılan birkaç krematoryumdan biri…P1030576 P1030577

Tüm dünyanın ibret alması gereken olayların yaşandığı bu yerler benim Krakow’daki son durağımdı. Slovakya’ya doğru hareket etmek üzere sırt çantamı topladım. Sonraki durağım güneydeki sınır kasabası Zakapone idi…

AVRUPADA DELİ DOLU 1 AY, Krakow, POLONYA, Yurt Dışı kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorumlar Kapalı

Avrupa Macerası-Almanya:Berlin

Tez yazımının bitmesiyle gelen rahatlıkla Avrupa gezime doğu avrupa ülkeleri ile devam etmeye karar verdim. Polonya, Slovakya, Macaristan öncesinde Berlin’e giden bir carpool bulunca bir de couch ayarladım ve tekrar düştüm yollara. Ama yine Maastricht’ten kalkan bir araç bulamadığım için mecburen önce belediye otobüsüyle Aachen’e gittim. O zamanlar şaşırtıcı geliyordu ülkeler arasında çalışan belediye otobüsü olması. Şimdiyse AB’de sınırların olmadığı fikrine alıştığım için çok normal geliyor.

Aachen’de tren istasyonuna vardığımda carpool’u telefonla konuşarak teyit edemediğim için biraz endişeliydim doğrusu. Şahısla ingilizce mesajlaştığımız için nereli olduğunu da kestiremiyordum. Beklerken birden yanıma son model siyah bir BMW 740 yanaştı ve içinden 3 tane genç hiphopçu indi.

P1030197

Bir süre bana baktıktan sonra:

-Türk müsün ağabey?

-Evet.

-Yeaa ağbii biz gidiyoz Berlin’e, karpul karpuul biziz.

Vay anasını, ikinci carpoolda da toprağımızdan kopmadık diyerekten bir dumur yaşasamda en azından bu sefer araç güzel diyerek arabaya bindm. Toprağımızdan kopmamak bir yana bir de hemşerimizi bulmam (bkz. aracın plakası) tam nokta vuruşu oldu. Sonra Alpa Gun lakaplı şöför kardeşimizin babasının fırınına uğrayıp yanımıza simit alıp yolluk yaptık (bi de yımırta haşlasaymışız keşke :)).

İşte ne olduysa yola çıktıktan sonra oldu. “Kardeş bu Alpa Gun” nedir diye sormuş bulundum. Bana uzaylı görmüş gibi baktıktan sonra “nasıl ya sen Alpa Gun’u bilmiyon mu abi?”dediler. “Yoo” deyince, yol boyunca 50-60 kere Top Story ve 20-25 defa Auslander‘i dinleyince anladım kim olduğunu. Başka şarkı çalmaya maalesef ikna olmadı hiphopçu kardeşlerim. Arzu ederseniz o havayı yaşamak için sizde yazı boyunca müziği dinleyebilirsiniz :)

Böyle böyle, gurbetçinin dertlerine tercüman olan Alpa Gun’ın şarkılarını dinleyerek  geçen 7,5 saat sonunda nihayet Berlin tren istasyonuna vardık ve gurbetçi kardeşlerimle vedalaştım.P1030199

Aslında Berlin maceralarım daha önce papillon’un kaleme aldıklarından pek farklı değil. O nedenle burada yalnızca papillonun tavsiyelerine birkaç eklemem olacak. Mesela TV kulesi Fernsehturm. Kuleden şehrin iki yüzünü de görmek mümkün.

P1030343 P1030330 P1030335 P1030325  P1030332 P1030334Görülmesi gereken başka bir yer de duvarın eskiden bulunduğu nokta. Bernauer Strasse 111’de ücretsiz gezilebilen Documentation Center meraklıkları için bulunmaz bir nimet. P1030323Aşağıdaki resimde yer alan çubuklar eskiden duvarın bulunduğu noktaları gösteriyor.P1030324Mühlenstrasse’de ise şimdilerde uluslararası özgürlük müzesi olan ve eski grafitilerin sanatçılar tarafından yeniden yapılmış/restore edilmiş versiyonlarını görmek mümkün.P1030293 P1030300 P1030284 P1030287P1030303Berlin hakkında daha detaylı bilgi için eski yazılarımıza göz atabilirsiniz. Benim son olarak eklemek istediğim şey ev sahibimin aşağıdaki bitkiden yapmış olduğu çok hafif ve enfes yemek. Bunun ne olduğunu bilen varsa lütfen yorum kısmına eklesin :)P1030387P1030390

Sonraki durak Krakow ve yaşayan bir II. Dünya savaşı hikayesi…

ALMANYA, AVRUPADA DELİ DOLU 1 AY, Berlin, Yurt Dışı kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | 4 yorum

Avrupa Macerası-Hollanda: Maastricht

Uzun bir aradan sonra merakla beklenen “Avrupa’da Deli Dolu 1 Ay” yazı dizisine devam etme fırsatı bulabildim sevgili okurlar. Nerede kalmıştık diyen takipçiler bir önceki yazıya ulaşmak için buraya ,  “sen neden bahsediyorsun” diyen yeni katılımcılar ise dizinin başına gitmek için buraya tıklayabilirler. Sevgilerle, hhy.

…Ertesi gün dönüş yolunda beni Basel’e bırakan Ahmet kardeşim ile yollarımız tekrar kesişti. Ahmet kardeşim bu sefer beni evin önünden aldı ve sabah 10:00’da Bern’den Maastricht’e doğru yol almaya başladık. Ben de onun bu jestine yolun neredeyse yarısında aracı kullanarak karşılık verdim. Ahmet bu sefer carpool’da ilk günkü başarısını gösterememiş ve benden başka kimseyi bulamamıştı. O açıdan hasılatın düşük kalmasından biraz şikayetçiydi.

Neyse efendim, geçen 10 günlük zaman zarfında yaşananları anlatarak köyleri kasabaları arkamızda bırakırken aniden bir yağmur bastırdı ve yolculuğun başında kıllandığım 1992 Opel Vectra’nın silecekleri bozuldu. Sileceksiz araba kullanmak mümkün olmadığı için emniyet şeridine çekip beklemeye başladık. Yağmur 45 dk sonra dindi ve yola devam ettik. Derken yine yağmur ve aynı terane bir kere daha yaşandı. Yağmur böyle devam ederse bu yol bitmez desek de bir daha yağmur yağmadı ve molalarla birlikte yaklaşık 10 saatte 620 km lik yolu kat etmeyi başardık.

Maastricht’e dönünce ilk işim tez hocamla görüşüp, tezle ilgili düzeltmelerini almak ve biran önce onları yapmaya koyulmak oldu. Sadece yeme içme ve uyuma için mola vererek, tam 3 günde tüm istediklerini yapıp kendisine tezimi teslim ettim. O da inanılmaz bir şekilde 2 gün sonra beni arayarak tezin tamam olduğunu söyleyince harika bir rahatlama oldu.

Madem öyle o zaman hemen yollara düşmek lazım deyip Berlin’deki carpoolu ve couch’umu ayarladım. Böylece Maastricht’e döndükten 6 gün sonra tekrar yollara düştüm. Ancak Almanya macerasına başlamadan önce Maastricht’i anlatayım.

Maastricht Hollanda’nın diğer şehirlerinden biraz farklı, kanallarından ziyade ortaçağ kimliğiyle ön plana çıkıyor. Şehre demiryolu ile ulaşım oldukça kolay. Tren istasyonu şehre adını veren ve şehri ikiye ayıran Maas nehrinin yaklaşık 500 metre kadar doğusunda yer alıyor.

P1020128

Tren istasyonundan batıya doğru dümdüz ilerleyip St. Sirvaas köprüsünden Maas’ı geçtikten 400 metre sonra ise ana meydan olan Vrijthof’a ulaşabilirsiniz. Vrijthof restoranlar ve kafelerle çevrelenmiş büyük bir alan ve özellikle güzel havalarda tüm masalar turistler ve lokaller tarafından dolduruluyor. Meydanın batı yakasını Sint Janskerk ve Sint Servaasbasiliek kaplıyor. Kiliselerin önündeki festival figürleri orjinal eserler. P1030118P1030120

Vrijthof’un 300 metre kadar kuzey doğusunda ise belediye binasının da yer aldığı, pazar yeri olarak da kullanılan Markt bulunuyor. Buradaki cafe ve restoranlar Vrijthof’a kıyasla daha az turistik ve fiyatlar da biraz daha makul. Meydanın kuzey ucundaki elinde gerçek alev çıkartan bir sopa bulunan heykel ise gaz lambasının muciti  Johannes Petrus Minckeler’e ait.P1030068P1030070

Maastricht’in ortaçağdan kalma yüzünü görmek içinse Vritjhof’un güneyi ile Maas nehri arasında kalan bölgeyi dolaşmak gerekiyor. Buralarda birşeyler içmek ve soluklanmak için Onze Lieve Vrouwebasiliek’in bulunduğu meydan (Onze Lieve Vrouweplein) hoş bir alternatif olabilir.P1030073P1020609 P1030075P1030074

Onze Lieve Vrouwe bazilikasının batısındaki sokaklarda ise tarihin derinliklerinde bir seyahate çıkabilirsiniz.

P1030126P1030116P1030114P1030082P1020111 P1030108Maastricht sokakları birçok heykelle de size sürpriz yapabilir. Beklenmedik yerlerde küçük tebessümler için gözlerini dört açmalısınız.P1030101P1030107P1020617

Vrijthof’un güneyine doğru ilerlediğinizde tarihi surlara ulaşıyorsunuz. Eğer isterseniz bu surların üzerinde yürüyüş yapabilir, etraftaki manzarayı yukarıdan da seyredebilirsiniz. Buralara gelmişken St. Pieterstraat 13 numaradaki Cafe Sjiek’de bir mola verip geleneksel hollanda mutfağından birkaç tadım yapabilirsiniz. Ayrıca Wolfstraat 32’deki De Bobbel’i de tavsiye edebilirim.P1030088St. Bernardusstraat’ın sonunda Hollanda’nın en eski kapısı olan 13. yy’dan kalma Helpoort’u görebilirsiniz.

HelpoortP1030092 P1030094P1020615P1020597Eğer 27 Nisan’da kutlanan Queen’s Day’de Maastricht’e iseniz gelmeniz gereken adres yine surların olduğu bölge. Tüm şehrin kalbi burada atıyor desek yanlış olmaz.P1020623 P1020624 P1020621Maastricht’e gelenlerin görmesi gereken bir başka nokta da Maas nehri kıyıları. Buradan isterseniz nehirde tekne turuna çıkabilirsiniz. Nehrin iki kıyısında bulunan cafelerde birşeyler içip canlı müzik dinlemek ve güneşin batışını seyretmek de oldukça keyifli. Benim favorim St. Servaasbrug’un doğusunda köprünün üzerinde yer alan adını hatırlayamadığım kafe oldukça hoş bir manzaraya sahip. Ayrıca köprünün güney doğusundaki Cafe Zuid Maastricht’deki en sevdiğim yerlerdendir(Plein 1992 15). Meraklıları için Maas’ın batı yakasında bir de boat “coffee shop” bulunuyor.P1030134 P1020129 P1020130Sırada Berlin macerası ya da “şu çılgın Türkler” ve seyahatin unutulmazı “Alpha Gun-Top Story”…

AVRUPADA DELİ DOLU 1 AY, HOLLANDA, Maastricht, Yurt Dışı kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın