Haziranda Kopenhag: 4. Gün (Malmö & Ystad)

Airbnb’den kiraladığımız evimizde güzel bir kahvaltı yaptık. Programımızın bundan sonraki bölümünde arabaya ihtiyacımız olacaktı. Biz evde hazırlanırken sevgili eşim de araba kiralama kısmını çoktan halletmiş, aşağıda bizi beklemekteydi.

İsveç’in Malmö şehrini görmek için yola çıktık. Kopenhag’la Malmö arası yaklaşık 25 km kadar. Bu kısa yolculuğun ilginç kısmı Oresund Köprüsünden geçmek. Oresund Köprüsü, hem karayolu hem de demiryolu taşımacılığının yapılabilmesi bakımından Avrupa’daki en büyük birleşik köprü ünvanına sahip. Toplam uzunluğu 7845 metre. İki katlı köprünün üst bölümü karayoluna, alt bölümü ise demiryoluna ait. Bu köprüde yol alırken bize ilginç gelen şey, köprünün boğazın yarısında birden bitip, sonraki kısmının denizin altından devam ediyor olmasıydı. “Adamlar iki ülkeyi yaklaşık 8 km’lik köprüyle bağlamışlar” diyerek insanı şaşırtan köprü 2000 yılında açılmış ve tahmin edersiniz ki oldukça yüksek ücrete sahip. Arabayla tek sefer geçiş için ödenen ücret yaklaşık 40 euro.

oresund koprusu

oresund2

Malmö, İsveç’in üçüncü büyük şehri. İsveç kronu kullanılıyor. Günübirlik gittiğimiz için döviz almak çok mantıklı gelmedi. Euro da kabul ediliyor. Danimarka’dan daha ucuz olması sebebiyle çok sayıda Kopenhag’lı Malmö’den alışveriş yapıyormuş. Kopenhag’la kıyaslamak gerekirse Malmö oldukça kozmopolit bir şehir. Malmö’de yaşayanların 150’den daha fazla milliyete sahip olduğu biliniyor.

Arabamızı park ettikten sonra old town civarında yürümeye başladık. Malmö’nün merkezinde görebileceğiniz 3 tane meydan var. Gustav Adolfs Torg, Lilla Torg ve Stortorget. Hemen yakınındaki park yerine arabamızı bıraktığımız Stortorget, Malmö’nün en büyük meydanı. Meydanın çevresinde dizili olan tipik İsveç mimarili binalar dikkat çekiyor.

stortorget

Belediye Binası (Town Hall)

Belediye Binası (Town Hall)

Bu meydanda es geçmemek gereken tuğla örülü bir bina var: Apoteket Lejonet. Yani Lejonet Eczanesi. Eczane, 1800’lerin sonunda açılmış ve hala varlığını sürdürmekte. Bu tarihi binanın üzerindeki çeşitli figürleri inceleyebilirsiniz.

Apoteket Lejonet

Apoteket Lejonet

Eczanenin birkaç adım ilerisinde hoş bir orkestra heykeli var. Orkestra şefi ile çalan ekibin arasında bir boşluk var. O boşluğu doldurup orkestranın bir diğer üyesi olarak fotoğraf çektirmek pek meşhur.

orkestra

Heykelin bulunduğu Södergatan caddesi sadece yayalara açık.

Lilla Torg, çeşitli galerilerin ve şık butiklerin bulunduğu bir meydan.

lilla torg lilla torg galerileri

Bu oyuncak ahşap eve bayıldım. Kullanılan detaylar, bebekler o kadar sevimli ki, al baş köşeye koy. Selin mi daha çok heyecanlandı yoksa ben mi bilemedim.

oyuncak ahsap ev

Meydandaki o güzel çiçekçiler…

cicekci

Şehrin sokaklarını görmek ve dinlenmek için sevimli bir parka doğru yürümeye başladık. Sanırım yarım saat kadar yürümüşüzdür. Çocuklarla ağır yürümek durumunda olduğumuz için parkta dinlenmek ilaç gibi geldi.

malmopark park2

 

Ankara’dan götürdüğümüz kekin Malmö’deki ördeklere de kısmet olacağı kimin aklına gelirdi? Hiç korkmadan, elimizden beslendiler.

parktaki ordek park3

 

Parka gelmemiz hiç planımızda olmayan Turning Torso’yu görmemiz açısından da iyi oldu. Turning Torso İsveç’in en yüksek binası (190 m). Aşağıdan yukarıya 90 derecelik açıyla dönen gökdelendeki daireler 2005 yılında satışa çıkarılmış.

Turning Torso

Turning Torso

Malmö’de daha fazla vakit geçiremeyeceğimizi düşünerek hiç aklımızda olmayan Ystad kasabasına gitmeye karar verdik. Sokaktaki Malmölülere de danıştığımızda Ystad’ a gitmemizi önerdiler. Bence günün sürprizi kesinlikle Ystad’dı.

Malmö’den 55 km uzaktaki Ystad, görmeye değer şehirlerden biri. Orta çağın izlerini old town’da yakalayabiliyorsunuz. Araç trafiğine kapalı arnavut kaldırımlı sokak boyunca yürürseniz ahşap detayları olan renkli evleri, mütevazi dükkanları ve ilginç heykelleri görerek ilerleyebilirsiniz. Biz Ystad’a gittiğimizde saat 19:30’du ve hiçbir dükkan açık değildi. Zaten turistik olmayan şehrin merkezinde sadece birkaç cafeden ses geliyordu. Bu sakinlikle birlikte, yavaş yavaş batmak için hazırlanan güneşin çevrede oluşturduğu kızıl renk bana çok iyi geldi.

ystad

ystad2

ystad3

Ahşap detaylı evler...

Ahşap detaylı evler…

ystad4

 

dondurmaesek

 

ystad5

ystad6

 

ystad7

 

Tüm gün çok yorulmuştuk. Kopenhag’a dönüş yolunda çocukların arabada uyuyakalması kaçınılmazdı elbette. İtiraf ediyorum uyuyanların arasında sadece çocuklar yoktu…

paylaşmaya değer bulduysan eğer...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn
DANİMARKA, İSVEÇ, Kopenhag, Malmö, Ystad, Yurt Dışı kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Haziranda Kopenhag: 2. & 3. Gün

Ertesi gün oldukça yorgun uyandığımı hatırlıyorum. Bunun sebebi güneşin erken doğup, geç batmasıydı. Bu durumdan kolaylıkla etkilenen Çağla ilk gece sık sık uyandı. Tabii ben de. Neyse ki eğlenceli bir gün bizi bekliyordu.

Kopenhag’ın en sevdiğim bölgesi olan Christianshavn ile güne başladık. Vor Frelsers Kirke bu bölgede bulunan ilginç kiliselerden biri. 17. yy’dan kalma kilisenin içine girdiğimizde barok tarzdaki sunak ve iki filin sırtında taşıdığı devasa org hemen göze çarpıyor. İsveç’in kıyılarını dahi görebileceğiniz kilisenin 400 merdiveni bulunuyor ve 95 metre uzunluğunda. Son 160 basamakla kilisenin dış cephesinden dolanarak çıkılıyor ve harika bir manzaraya sahip olduğu söyleniyor. Yoğun geçecek günümüzün daha başında yorulmak istemediğimizden  tırmanmadık.

kilisesunakorgkilisedeki avize

Bir gün önce kanal turu yaparken gördüğümüz sakin cafelerden birine oturduk. Bira, kahve ve süt seçenekleriyle dolu masamız çok seyirlikti. Nehir kenarında düzgün sıralanan renkli binalar, hemen önümüzdeki kanal ve yüzümüze ılık ılık çarpan güneş yaşadığımız anı unutulmaz kılıyordu. Bir süre sonra kızımız Selin’le birlikte kanala ayaklarımızı uzattık. Kanaldan geçen teknelerdekiler ile karşılıklı olarak el salladıkça daha bir keyiflendik.cafeden gorunturenkli binalarchristianshavn2

Sırada gezeceğimiz yer oldukça ilginçti ve bizim için farklı bir deneyim oldu. Kopenhag’ın Christiania denilen küçük bölgesi bir kurtarılmış bölge (Freetown Christiania). Bu bölgeye polisin girmesi yasak. Ayrı kanunları ve kuralları olan bu hippi komününün yaşadığı alana girdiğiniz anda kendinizi bambaşka bir yerde buluyorsunuz. Giriş çok cezbedici. Alice Harikalar Diyarında masalını anımsatıyor. Tıpkı masaldaki gibi içerisi yaşadığımız dünyadan çok farklı aslında. Christiania’nın içinde esrar ve çeşitli uyuşturucu maddeleri kullanmak ve satmak serbest. Gezerken sıklıkla burnunuza gelen ekşimsi kokulara kayıtsız kalmak pek mümkün olmuyor. Merak içinde sağa sola bakınırken, içerideki en önemsiz şeyin uyuşturucu olduğunu görüyorsunuz. Önemsiz derken bu durumun çok normalize edildiğinden bahsediyorum. Bunun yanı sıra her adımda gördüğünüz çeşit çeşit sanat eserleri ağzınızı açık bıraktırıyor. Rengarenk boyanan duvarlar, atık maddelerden yapılan heykeller, satışı da yapılan çeşit çeşit el işleri içeride farklı bir dinamizmin olduğunu gösteriyor. İçeride her şey serbest. Çalan şarkılara eşlik edin, dans edin, birahanelerde oturup bira için, eserleri, binaları, bahçeleri inceleyin ama tek bir şey yapmayın. Sakın fotoğraf çekmeyin. Zaten defalarca kez uyarı levhası göreceksiniz. Buna hiç hoşgörülü değillermiş. Aşağıda gördüğünüz fotoğraf Christiania’nın girişine ait. Bu noktadan sonra mümkünse fotoğraf makinanızı görünmeyen bir yere kaldırın. Hippilerin yaşadığı yerden, farklı bir kapıdan çıkarken dikkatimi çeken bir levha oldu. O da şöyleydi: “Şu an Avrupa Topluluğuna giriyorsunuz!”

Christiania

Christiania

Christiania sonrasında sırada Selin’in sabırsızlıkla beklediği Tivoli’ye gittik. Tivoli, 1843’den bu yana varlığını sürdüren bir eğlence parkı. Aslında sadece Selin’in değil hepimizin kalbini çaldı Tivoli. Parkın içindeki özen her adımımızda kendini hissettiriyordu. Kişi başı 95 dkr ödeyerek girdiğimiz park oldukça kalabalıktı. Oradan oraya koşturan çocukları, uçan balonları ve lunaparkı gördükçe, kızımız da parkı biran evvel keşfetmek için hızlı adımlarla ilerliyordu. Tivoli’nin içindeki park alanları gerçekten takdire şayan. Dehşet güzellikteki tavus kuşları, envai çeşit çiçekler, süs havuzları ve göletler sürekli deklanşöre basma isteği uyandırıyor. İçeride görebileceğiniz pandomimler, küçük tiyatro gösterileri, konserler ücrete dahil. Lunapark bölümünde ise her bir aktivite için jeton (25 dkr) almanız gerekiyor. 2,7 kronun 1 lira olduğunu söylersem bu ücretlerin pek de makul olmadığı anlaşılıyor. Ancak fazla hesap kitap işlerine girmeden, keyfini çıkartıyoruz. Bir daha kaç gez geleceğiz Kopenhag’a? Ya da Selin bir daha ne zaman 5 yaşında olup da bu parka gelme şansını yakalayabilecek? diyerek Kopenhag’a gelme amacımızı hatırlıyoruz. Birkaç aktivitede biz de Selin’e eşlik ettik ve onun heyecanına ortak olduk.

Parkta tüm günü geçirmek mümkün. 26 eğlence parkuru ve 32 adet lüksden fast-fooda kadar geniş bir yelpazede bulunan restoran seçeneği bulunuyor. Tivoli’nin gece Las Vegas’ı andıracak kadar ışıl ışıl halinin de mutlaka görülmesi öneriliyor. Güneş çok geç saatlerde battığı için biz uzun süre parkta kalamadık ama ertesi gün papi bizim için cep telefonuyla birkaç fotoğraf çekmeyi ihmal etmedi.

tivoli

tivoli1

tivoli2

tivoli9

tivoli10

tivoli12

tivoli4

tivoli3

 

tivoli6

tivoli5

tivoli7

tivoli8

tivoli13

Tivoli’ye gitmeden önce http://www.tivoli.dk/en/ yi ziyaret etmekte fayda var. Açılış ve kapanış saatleri bazı günler değişkenlik gösterebiliyor. Hem gideceğiniz dönemde gösterimde olan programları da takip etmiş olursunuz. Biz yaz aylarında gittiğimiz için çok eğlendik. Ancak bu yazıyı yazarken baktığım noel programları da insanda tekrar gitme duygusu uyandırıyor. Kopenhag’a geldiyseniz ne yapın edin görmeden dönmeyin derim.

Tivoli’de geçirdiğimiz güzel günün ertesinde, önceliği Botanik Bahçesine (Botanisk Have) verdik. Botanik Bahçesinde görebileceğiniz her bitki kayıt altında. Her birinin altında bitkinin hangi ülkeye ait olduğunun ve kaç yılında getirildiğinin yazıldığı tabelalar mevcut. Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden gelen bitkilere de sıklıkla rastladık.

Nilüferlerle dolu bir göletin hemen ilerisindeki cam ev (Palmehus) parkın gözdesi sayılabilir. Palmehus’un açık olduğu saatlere denk gelmediğimizden cam evin içine giremedik. Yine de dışarıdan görülebildiği kadarıyla fotoğraf çektik. Palmehus’un içinde envai çeşit tropik bitki ve orkideler bulunuyormuş. Özellikle orkideleri görmek için gezi planına aldığım Palmehus, beni bu noktada hüsrana uğrattı.

botanik bahce gol

niluferler

botanisk have

Palmehus

Palmehus

botanisk have 2

palmehus2

palmehus3

Stroget, Kopenhag’ın sadece yayalara açık olan ünlü bir caddesi. Bu cadde boyunca yürüyerek Kopenhag sokaklarında rahat rahat gezebilir, çeşitli mağazalardan alışveriş yapabilirsiniz.

Stroget Caddesi

Stroget Caddesi

stroget2

İş programının yoğunluğu sebebiyle Kopenhag’daki 3. günümüz işte böyle sakin geçti. Yarın için heyecanlıydık. Yeni bir ülkenin sınırlarına girecektik. Hem de deniz üzerinden…

paylaşmaya değer bulduysan eğer...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn
DANİMARKA, Kopenhag, Yurt Dışı kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Haziran’da Kopenhag: 1. Gün

Yeni yıl çevredeki süslemelerle kendini fark ettirmeye başladı bile. Yılbaşı için gezi hazırlıklarına başladığım ve gezilecek yerlerle ilgili araştırma yaptığım bugünlerde yazdan kalma bir postla karşınızdayız. Yeni yıla nerede gireceğimiz şimdilik sürpriz olsun. Ancak 7 günlük Kopenhag serisinden hemen sonra ışıltılarla dolu taptaze yeni bir post yazma hevesindeyim. Şimdi Kopenhag’dayız…

Bizi bilenler bilir… İşle ilgili kısa seyahatler kaçırılmaması gereken fırsatlardır bizim için. Unutulmaz Danimarka gezimiz de böyle başladı işte. Haziran ayında gittiğimiz Danimarka’nın ışıl ışıl haliyle tüm güzelliğini önümüze sermesi en büyük şansımızdı herhalde. Yıllar önce Eylül ayında gittiğimiz Londra ’nın içimize işleyen rüzgarından nasibimi aldığım için daha geniş yelpazede bir valiz hazırlamıştım. Sabahları elbette serindi. Ancak havanın gece 23:30 civarında karardığını düşünürsek, uzun süren güneşli saatlerde kısa kollularla veya gömlekle rahatlıkla gezdik. Bu aylarda Danimarka’ya gidecekler için faydalı olması açısından bu detayı paylaşmak istedim.

Havaalanına indikten sonra kalacağımız ev yakın olduğu için taksiyle gitmeye karar verdik. Ancak bir sorun vardı. Kopenhag’daki kurallara göre taksiye en fazla 4 kişi binebilirdik. 14 aylık bebeğimiz 5. kişiydi ve taksiciler üzgün olduklarını bildirerek sıradaki diğer kişileri arabalarına alıp hızla uzaklaşıyorlardı. 2 taksi tutma kararı aldığımız sırada, yanımıza esmer tenli, kendine has saç tıraşıyla “Ben Türk’üm” diye bağıran delikanlı yanaştı. Doğrudan “Merhaba!” dediğimizde yanılmadığımızı anlamıştık. Hiç düşünmeden bizi arabasına alan Türk taksici bebeğimizi görmediğini yolda giderken söylediyse de, sağolsun bizi kalacağımız eve kadar götürdü.

Şimdi gelelim gezimizin detaylarına. Danimarka’nın ekonomik açıdan zorlayıcı olduğunu söyleyerek başlamalıyım. Bu sebeple oteller inanılmaz pahalı. Daha önce sıklıkla duyduğumuz airbnb.com’u kullanma vakti böylelikle gelmiş oldu. Airbnb için kısa süreli bir ev kiralama sistemi diyebiliriz. Ev sahipleri siteye üye olarak evlerinin tamamını kiralayabildiği gibi, sadece bir odasını da kiralayabiliyor. Bu sistemden ve ev sahibimizden çok memnun kaldık. Geceliği 150 dolara kaldığımız Aske’nin evi çocuklarla beraber olduğumuz için genişliği, metroya, markete yakınlığı ve golf alanı olarak da kullanılan yeşil alana bakmasıyla oldukça tatminkardı. Aske kullanabileceğimiz dolapları yeşil stickerla belirlemişti ki bu durum sınırlarımızı bilmek açısından büyük bir kolaylık oldu. Apple tv ve DVD’lerle dolu raflar kızımızın çok hoşuna gitti. Nazik ev sahibimiz henüz çocuğu olmamasına rağmen bebeğimiz için mama sandalyesi bile koymuştu eve. Modern tarzda döşenmiş evi kesinlikle tavsiye edebilirim.

evin salonu

evin balkonu

Gezmeye ilk olarak en turistik yerden başladık:  Nyhavn. Günlerden Cumartesi’ydi ve Nyhavn kanalının çevresi insan kaynıyordu. Bizim gibi turist olarak gelenlerin yanı sıra Kopenhaglılar da kanalın keyfini çıkarıyorlardı. Rengarenk boyanmış tarihi binaları sıklıkla fotoğraflayacağınız, sıra sıra dizilmiş cafelerden birinde ya da kanala ayaklarınızı uzatarak bira içmek isteyeceğiniz bir yer burası. Ortamın neşesine, hareketine ve kahkahasına takılıp keyfini çıkarmak gerek.

nyhavn

nyhavn2

nyhavn3

nyhavn4

nyhavn5

nyhavn6

nyhavn7nyhavn8

nyhavn9

Tüm dünya tarafından bilinen, Danimarkalı ünlü masal yazarı Hans Christian Andersen’in izine Kopenhag’da sıklıkla rastlayacaksınız. Nyhavn’da bulunan 18, 20 ve 67 numaralı evlerde hayatının önemli bir bölümünü geçirmiş. Bu evlere de bir göz atabilirsiniz.

Kopenhag sokaklarında gezerken yorulursanız ama yine de yeni yerler görmek isterseniz Kanal Turu yapmanın zamanı gelmiştir. Her 30 dakikada bir kalkan rehberli kanal turu yaklaşık 1 saat sürüyor. Ünlü denizkızı heykelini, Amelienborg Sarayını, Opera binası gibi modern binaları ve tarihi kiliseleri ve benim çok sevdiğim Christianshavn bölgesini bu turda görebiliyorsunuz. Kanal derken Amsterdam veya Venedik gibi dar kanallar değil Kopenhag’da görecekleriniz. Daha çok açık deniz kıvamında. Kanal turu düzenleyen iki firma göreceksiniz. Copenhagen Tours (75 dkr) (dkr: Danimarka kronu) ve Netto-Badene (40 dkr). Biz daha ucuz olan Netto-Badene’yi tercih ettik ve memnun kaldık. Her ikisinin rotası da aynı.

netto badene

kanal turu 1

kanal turu 2

opera binasi

denizkizi

saray yati

christianshavn

christiansborg sarayi

Kanal turu sonrası King’s Gardens (Kongens Have) diye bilinen parka yürüdük. Diğer tüm kuzey ülkeleri gibi Danimarka’da da güneş yüzünü gösterir göstermez tüm parklar cıvıl cıvıl doluyor. Sandviçiyle piknik yapanlar, bikinisiyle güneşlenenler ve sere serpe yatarak kitap okuyanları görünce, batılıların park anlayışının bizden çok farklı olduğunu kabulleniyor insan. Kıyaslama yapmak anlamsız ve gereksiz. Elbette aynı değiliz, kültürlerimiz çok çok farklı. Bikiniyle parka gitmeye de özenmiyorum. Ben sadece parkların şehre estetik katması amacıyla oluşturulmasına karşıyım. Parklar şehrin nefes alanları. Dolayısıyla şehir için değil yaşayan insanlara hizmet etmeli. Hayvan pisliği ile dolu olmayan çimlerinde oturabilmeli, güvenlik endişesi duymadan kitabımı okuyabilmeliyim. Of dertlendim bak şimdi. En iyisi fotoğraflara bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

kongens have1

kongens have2

Parkın içinde Rosenborg Kalesi (110 danimarka kronu:dkr) bulunuyor. 17. yy’da inşa edilen kale, Kopenhag’ın önemli yapılarından biri. Gittiğimiz saatlerde kapalıydı. Zemin kattaki krallığa ait hazineleri ve mücevherleri görmek isterdim doğrusu.

rosenborg kalesi

Park sonrasındaki durağımız Round Tower (Rundetarn) oldu. Round Tower ünlü gökbilimci Tycho Brahe’nın gözlem yapabilmesi için Kral IV. Christian tarafından inşa ettirilmiş. Kızımız Selin babasıyla birlikte kulenin en tepesine çıkmak için pek hevesliydi. Onlar tırmanırlarken biz de annem ve Çağla’yla birlikte markette zaman geçirdik. Daha sonra kulenin bulunduğu küçük meydanda oturarak etrafı seyre daldık. Hatta minik Çağla’mız yorgunluktan pusetinde uyuyakalınca, biz de pek bir rahatladık.

roundtower1

round tower2

giris kapisi

kuleden goruntu

Stroget, Kopenhag’ın sadece yayalara açık olan ünlü bir caddesi. Bu cadde boyunca yürüyerek önce metroya, oradan da eve kadar yürüyerek günü tamamladık. Yürürken gördüğüm çocuk kitabevine bayıldım.

cocuk kitabevi

stroget3

Gezimizin ikinci gününde Christianshavn bölgesini ve Selin’in görmek için sabırsızlandığı meşhur Tivoli’yi gezeceğiz.

paylaşmaya değer bulduysan eğer...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn
DANİMARKA, Kopenhag, Yurt Dışı kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 2 yorum