Beyaz Rusya’da Doğa ve Tarih Gezisi: Brest

Brest Beyaz Rusya’nın güney batısında küçük, temiz ve düzenli bir şehir. Burası Beyaz Rusya’da gördüğümüz diğer şehirlerden oldukça farklı. Polonya sınırında olduğu ve daha önceden Polonya ve İsveç kontrolünde olduğu için sovyet tipi bloklardan ziyade Avrupa tarzı küçük evler var. Ayrıca meşhur Brest-Litovsk anlaşmasının da imzalandığı yer. Sovetskaya caddesi ve etrafı şehrin en aktif bölgesi. Araç trafiğine kapalı olan caddede yürümek oldukça keyifli. Etrafta birçok kafe, restoran ve bar bulunuyor.

P1070322 P1070326 P1070330 P1070333

Bir anıt kompleksi olan Brest kalesi, Brest’e gidince muhakkak görülmesi gereken yerlerden. Brest ikinci dünya savaşı sırasında Alman işgaline karşı önemli direniş göstermiş olması sebebiyle Kahraman Şehir ilan edilmiş. Kompleks de burada çarpışanların anısına yapılmış. Komplekse ana giriş dev bir sovyet yıldızından.brest-fortress-memorial-belarus

İçeride direniş sırasında Almaların su kaynaklarını kesmesi nedeniyle suya ulaşmak için ölümü göze alan askerleri temsilen dikilen dev Susuzluk Heykeli’nin yanı sıra Beyaz Saray, 100 metre yüksekliğindeki Obelisk, Sonsuz Ateş, Kale Müzesi ve Kalenin kapıları görülmesi gereken yerlerden. Kalıntılar ve köprüler en önemli atraksiyonlar. Brest kalesine gündüz gitmenizi tavsiye ediyorum. Gece birazcık kasvetli ve belki ürkütücü olabilir.

warrior-brest-belarus 000739_249312 brest_fortress

Brest’te ilginç başka bir müze daha var: Demiryolu ekipmanları müzesi. Bu açık hava müzesinde eski Sovyetler Birliği (SSCB) döneminden kalma güzel tren örnekleri bulunuyor. Trenlerin çoğu çalışabilir durumda muhafaza ediliyor ve bir kısmının içine girmek mümkün.P1070272 P1070289 P1070305

Brest’te sadece bir akşam gecirdiğimiz için çok dolaşamadık. Akşam yemeği için rehberimizdeki Jules Vernes isimli restorana gittik. Ortam ve yiyecekler güzeldi ancak başka yerlerle ile karşılaştırdığımızda birazcık pahalı olduğunu gördük. Yine de Avrupa’ya kıyasla oldukça makul denebilir.

Brest’te geceyi geçirdikten sonra sabah yolculuğumuza devam ettik. Brest’in 50 km kadar kuzeyinde Unesco Dünya Mirasları listesinde yer alan Belovejskaya Pushcha milli parkı bulunuyor. Eğer aktif bir dinlenme isterseniz Belovejskaya Pushcha tam size göre bir yer. Bu dev parkta hem büyükler hem de çocuklar keyifli vakit geçirebilir.P1070354 (1280x960)P1070361 (1280x960)

Biz parka yaklaşık sabah 11’de geldik ve girişte parkın bisiklet kiralama bölümünden bisikletlerimizi kolayca kiraladıktan sonra pedalları çevirmeye başladık. Parkta bölgede yaşayan hayvanların bulunduğu bir de hayvanat bahçesi var. Aralarında en ünlüsü aynı zamanda Belarus’ın önemli simgelerinden biri olan ve Avrupa’nın en ağır kara hayvanı olan  Avrupa Bizonu (Zubr). Hayvanat bahçesinin çevresinin uzunluğu yaklaşık 1 km ancak biz bisikletle gezdiğimiz için çok rahat oldu. Çocuklu aileler çocuk arabalarıyla da rahatlıkla gezebilirler.

P1070365P1070384 P1070413

Hayvanları gördükten sonra bisikletli turumuza başladık. Bisiklet turu birkaç tane farklı rota mevcut. Biz hemen hemen bütün parkı içine alan ve en uzun olan (27 km) rotayı seçtik. Yol bisiklete binmek için ideal. Hemen hemen hiç yokuş yok ve yolun iki tarafı uzun yeşil ağaçlar ile çevrili.P1070451P1070439 (1280x960)

Hafta içi olduğu için çok az turist vardı ve bizde oldukça sakin bir şekilde gezindik Bisiklet rotası nerede olduğunuzu anlamanıza yarayan bazı atraksiyonlarla (pek etkileyici olmasa da) işaretlenmiş. Örneğin aşağıdaki resimde ağaçtan çıkan bir bizon kafası olduğu söyleniyor :)

P1070421 P1070427 (960x1280)

İçine girip fotoğraf çektirebileceğiniz bu ağaç da yoldaki atraksiyonlardan…P1070443 (1280x960) (2)

Bisiklete bine bine iki güzel göle ulaştık. Etrafra hiç kimse yoktu. Piknik için çok hoş bir yerdi. Bizde hem biraz oturup dinlenmek hem de sırt çantamızdaki yemek için bir mola verdik.P1070481

Rotamızın bir sonraki durağı Noel Babanın Evi idi. Belarus’ta Noel Babayı (Ded Moroz-Buz Baba) tüm yıl boyunca görmek mümkün. Yalnızca evinin önünde gelip Ded Moroz Ded Moroz diye bağırmak gerekiyor. Yeterince yüksek sesle bağırabilirseniz sizi karşılamaya geliyor ve size küçük bir hediye de veriyor.

P1070496 P1070503

Buz babanın evinin olduğu bölge çocuklar için bir cazibe merkezi. Tahtadan küçük evler, masal karakterleri ve bazı açık hava oyunlarını görmek mümkün.

P1070537

Buz Baba’nın mekanını ziyaret ettikten sonra keyifli yollardan yavaş yavaş geri döndük. Bisiklet turumuz tam 6 saat sürdü. Kendimizi yorgun hissettiğimiz için Doğa Müzesi’ne gitmedik, hem zaten etraf doğanın en güzel yansımalarını sunuyordu. Bir gün yolunuz düşerse ve doğada huzur içinde vakit geçirmek isterseniz yanınıza piknik için bir şeyler alıp (içeride büfe vb yok) tüm gününüzü burada geçirebilirsiniz. Tabii ki sıcak mevsimde (Temmuz-Ağustos) giderseniz daha hafif seyahat edebilirsiniz. Biz parkın hediyelik eşya bölümünden birkaç hatıra aldıktan sonra bu maceramızı da sonlandırdık.

paylaşmaya değer bulduysan eğer...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn
BEYAZ RUSYA, Brest, Yurt Dışı kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bodrum’da keyif şöleni: Casa dell’Arte

“Dikkat!!! hülyalara dalma ve acıkma tehlikesi”

Mayıs 2015’de ayında Bodrum’un Torba koyunda tecrübe ettiklerimiz tüm duyularımıza hitap ediyordu: harika manzaralar, enfes yemekler, müthiş sanat eserleri ve  insanlara güzellikler sunmak için atan yürekler…Durum böyle olunca bu kısa hafta sonu kaçamağının keyif şölenine dönüşmemesi kaçınılmazdı elbette.

Hafta sonunu geçirmek için gittiğimiz Bodrum, Torba’da kaldığımız “Casa dell’Arte” aklımda unutulmaz bir yer etti. Yeşille mavinin buluştuğu noktada tüm duyularınıza haz vermek için inşa edilmiş muazzam bir mekan.

P1130125Casa dell’Arte; bir butik otel, çok özel misafirler için tasarlanmış olan müstakil bir villa ve çocuklu aileler için tasarlanmış bir otelden oluşuyor. Yukarıdaki resimde sağda villayı (Casa dell’Arte Private Villa), solda ise butik oteli (Casa dell’Arte Residence) görüyorsunuz. Resimde görünmemekle birlikte hemen solda ise Casa dell’Arte Family Resort yer alıyor.P1130140Casa dell'Arte  ResidenceYerleşkenin işletme müdürü Murat Senemoğlu her şeyin mükemmel olması için tüm detayların üzerinde titizlikle çalışmış. Residans kısmı, tatil yerlerinde yaşanan devinime maruz kalmak istemeyen misafirler için tasarlanmış. Bu nedenle bu kısıma çocuk kabul edilmiyor. Keza residansın restoran ve iskele bölümleri de ona göre dizayn edilmiş.

Çocuklu aileler için ise doğru adres family resort. Burada anne-babalar kaliteli vakit geçirirken, çocukların yaratıcılıklarını geliştirecek özel oyuncaklarla oynayabilmesi, spor ve seramik yapımı gibi aktivitelere katılmasından tutun da, restoranda miniklerin ihtiyacı olan özel gıdaların pişirilmesine kadar tüm gibi ince detaylar düşünülmüş. P1130129 P1130205 P1130270 P1130256Kalmış olduğumuz residans odalarının konforu ve kalitesi dört dörtlüktü. Öyle ki, otelin her tarafında sergilenen otelin ait olduğu Büyükkuşoğlu ailesinin sanat koleksiyonundaki yerli ve yabancı birçok sanatçının orijinal eserleri, odaların duvarlarını da süslüyor.P1130095Bir müze kıvamındaki eserleri incelerken yorulursanız odanızın balkonunda yer alan şezlonglara uzanıp manzaranın tadını çıkararak dilediğiniz kadar enerji depolayabilirsiniz. P1130106Temiz hava, deniz ve güneş sizi acıktırdığında tadacağınız ve belkide müptelası olacağınız lezzetler için sıkı durun. Casa dell’Arte Residence bünyesindeki Ninu Restoran yalnızca yemek yemek amaçlı yapılacak bir seyahati bile hak edecektir. Şef Bengi Kayhan ve yardımcıları gerçekten harika iş çıkarıyorlar. Tabii Murat bey de tercihleriyle sakallarını değirmende ağartmadığını bir kez daha kanıtlamış oluyor. Yemeklerin en önemli özelliği yenilikçi Türk mutfağını mükemmel biçimde yansıtması ve bunu yaparken de o gün pazarda mevsimlik, tazecik ne varsa, o malzemelerden lezzet bombaları ortaya çıkarabilmeleri.P1130115 P1130201Günün her saatinde sizi mutluluktan uçuracak harika tatlar bulmak mümkün :)P1130184Evet onlar çağla :) fıstık kremasının içindekiler de morel mantarı veee kurutulmuş pastırma parçacıkları. Midenize “uu beybi bunlar da ne” dedirtecek cinsten:)P1130193 deniz börülcesi…kurutulmuş zeytin…akya balığı…off offf…P1130190Lokum gibi bıldırcın eti:) yanındaki yeşil yuvarlak şeyler ise kavun. O içine anason infüze edilmiş kavunun önce anason tadı vermesi sonra kavunun lezzetini patlaması…Ailesi kendisine tekne alan küçük bir çocuk vardı, gözyaşları içinde sevincini tarif edemeyip “anlayamazsınız” diye bağırıyordu. Öyle bir his işte :)P1130194

Bu nasıl bir tatlıdır arkadaş…karamelize edilmiş ıspanak böyle mi lezzetli olur.Hiç düşündünüz mü pişmaniye, tahin ve armuttan alabileceğiniz lezzet karışımını…İşin enteresan tarafı ise bunları midenize indirdikten sonra en ufak bir şişkinlik yok. Herşey harika dengeli.P1130231 P1130233 P1130237

Dökme tavalarda önünüze gelen etler ve deniz ürünleri ise lezzetinden en ufak bir kayıp vermeden doğrudan midenizin yolunu tutuyor.P1130244Yazıyı yazarken bile acıktım ve böyle lezzetler biraz daha yakınımda olsa, şef Bengi Kayhan’ın mucizelerini yılın her zamanı tatma fırsatım olsa ne güzel olurdu demekten kendimi alamadım. Ama şunu çok açık söyleyeyim yolum oralara düşerse Ninu Restoran’a uğramak için birkaç yüz kilometreyi hiç çekinmeden gidebilirim. Ninu’da yemek için otelde kalmak gerekmiyor ancak rezervasyon şart.

Kısacası harika manzarası, muhteşem dekoru, enfes lezzetleri sayesinde biz çok kaliteli ve keyifli vakit geçirdik. Sevdiklerine eşsiz bir sürpriz yapmak isteyenler ya da balayı çiftleri için Casa dell’Arte’nin harika bir hediye olacağına eminim.

Sevgilerle…

paylaşmaya değer bulduysan eğer...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn
Bodrum, TÜRKİYE, Yurt İçi kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Leros Adası: Aman Kimseler Duymasın

Geçirdiğim en güzel yazlardan biriydi. Yunan Adalarında şimdiye kadar geçirdiğimiz her yaz tatili genellikle sakin, dingin ve keyifliydi. Her birinin dokusu, doğası, denizi farklı güzellikteydi. Leros’un diğerlerinden bir tık daha üstte olmasının sebebi huzurlu olmasıydı sanırım. Ya da benim iç dünyam daha bir huzurluydu da ondan mı bu kadar keyif aldım, bilemiyorum artık.

Leros Adasına ulaşımımız Turgutreis’den kalkan feribota binmekle başladı. Kos’da pasaport işlemlerinin ardından tekrar feribota bindik ve Leros’daydık. Limanda bizi, daha sonradan adanın belediye başkanı olduğunu öğrendiğimiz George karşıladı. İsmi büyük ihtimalle Yorgo’ydu ancak yurtdışında yaşamış olmasından dolayı herkes George diyordu. Mor camlı aynalı gözlüğüyle pek havalı bir tipi vardı. Yolda giderken her birkaç metrede gördüklerine korna çalıp, el sallamasından adanın ünlülerinden olduğunu sandık. Meğer başkanmış.  Sevgili eşimle sohbetinde Fatih Terim’in İtalya’da olduğu dönemlerde arkadaşı olduğunu söylemiş. George eğlenceli bir tip anlayacağınız.

George ve eşinin ev sahipliğini yaptığı Atlazia Apartments,  Alinda koyunda bulunuyor. Denize sıfır olan apart otelin odaları şahane değildi ama her ihtiyacımızı karşıladı. Kahvaltı için kullandığımız mutfağı yeterliydi.

atlazia apartments

atlazia apartments

atlazia apartments

atlazia apartments

atlazia apartments

Otelin hemen yanındaki Taverna to Steki  günün farklı saatlerinde uğradığımız ana mekanlardan biriydi. Restoranın sahibi Dimitri o kadar cana yakın ki, yıllardır arkadaşımızmış gibi. Cana yakınlığının yanı sıra, denediğimiz birçok yemeği de çok lezzetliydi. Akşamları oldukça kalabalık bir restoran. 2 garson (Biri Dmitri) ve 1 aşçıdan oluşan restoran ekibi o kadar koşturuyorlar ki, hesabı her ödemek istediğimizde Dimitri eliyle bildiğimiz işareti yaparak “Tomorrow, tomorrow!”  (Yarın, yarın!) dedi bize. Gündüz içtiğimiz kahveler, yediğimiz dondurmalar, yemek hesapları falan unutulmasın diye biz not alacaktık nerdeyse. Böyle samimi bir yer işte.

taverna to steki

taverna to steki

Otelin bir diğer güzel özelliği de hemen yan tarafındaki sakin plajda otele özel şezlongların bulunmasıydı.  Adadaki başka bir plaja gitsek de odaya gitmeden önce bu plaja da uğramadan edemiyorduk. Hani evimizin önüymüş gibi. Rahat rahat. Dimitri’nin masalarında ayağımız denizde günbatımı kahvemizi içip, tekrar denize giriyorduk.

Otelimizin bulunduğu Alinda oldukça geniş bir koy. Plaj olarak çok geniş değil ama kum olması sebebiyle en çok rağbet gören plajlardan. Deniz sakin olunca çocuklar da çok eğleniyor.

alinda

alinda

alinda

Alinda Koyu boyunca restoranlar, cafeler, oteller ve birkaç market mevcut. Yürüyüş için keyifli bir yol.

Pandeli, küçük bir balıkçı köyü. Ancak Alinda’ya göre daha turistik. Özellikle teknelerle gelenlerin göz bebeği.

pandeli

pandeli

Plajın hemen arkasında yan yana dizilmiş restoranlar bulunuyor. Taverna Psaropoula-Apostolis Hürriyetin Ege gazetesine sürekli olarak reklam veriyordu. “Haydi burada yiyelim diyerek” burayı seçtik. Yemekler kötü değildi ancak doğru adres burası da değildi. Hem pahalı hem de sıradan bir restorandı bence. Tam bir “tourist trap” oldu bizim için.

apostolis

apostolis2

Hemen hemen her restoranın önünde kurutulmak üzere asılı duran ahtapotlar iştah açıcı. Tabi deniz ürünü seviyorsanız!

ahtapot

Yemek sonrası plajda vakit geçirirken, açıklardaki oldukça büyük tekneden gelen bir zodyak  bot yanaştı iskeleye. İçinde de tanıdık yüzler. Aydın Doğan, Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan ve Mehmet Yılmaz. Selamlaşıp, gündemle ilgili ayaküstü sohbet ettik. Pandeli’de yemek yemeye gelmişler.

Pandeli’deki başka bir tavernadan bahsedeceğim size. Üzerinde ismi cismi yazmıyor. Önündeki kara tahtadan adının Tzoymas olduğunu sanıyorum. Salaş bir mekan. Bu tavernada tekneciler yok. Genellikle her yaz Leros’da tatil yapan yerli turistler var. Yemekleri enfes. Menü zaten çok kısıtlı. Günlük satın aldıkları deniz ürünü ve balıklara göre değişiyor. Önünde de ücretsiz olarak faydalanabileceğiniz şezlonglar var. Pandeli’de plajın bir kısmı çakıl. Denize girerken içine batıyorsunuz. Burada denize girdiğiniz yer kumluk. Lezzetli yemeklerini yiyip, önünden denize girmenin keyfi tarif edilir gibi değil.

tzoymas

tzoymas

tzoymas3

tzoymas4

tzoymas5

Pandeli’den kolaylıkla görebileceğiniz sıra sıra dizilmiş yel değirmenleri var. Arabayla yanına gidebiliyorsunuz ancak manzara dışında pek bir numara yok.

yel degirmeni

Yel değirmenlerinden sonra daha da yukarılara doğru arabayla çıkarsanız Pandeli Kalesi karşılıyor sizi. Akşamları çok güzel aydınlatıyorlar. Kalenin tepesinden tüm adayı 360o görebiliyorsunuz.

pandeli kalesi

pandeli kalesi

Agios Isidoros kilisesi Leros’da görülebilecek ilginç yerlerden biri. Plajlarda sıklıkla gördüğümüz kayaların içine minik şapeller yapan Yunanlılar, bu sefer denizin üstündeki bir kayaya kilise inşaa etmişler. Kıyıdan 50m uzakta olan kiliseye denizin üstündeki ince yolda yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Biz gittiğimizde yanımıza yanaşmakta hiç tereddüt etmeyen sevimli eşeklerden başka kimse yoktu.

agios isidoros

agios isidoros

essek

Taverna Mylos adanın en ünlü tavernalarından. Adını, hemen önündeki yel değirmeninden alıyor. Rezervasyonla gitmek daha iyi olur. Bir de masaların %80’ini Türkler oluşturuyor. Yemekleriyle ilgili bir fikrim yok çünkü masalar çok sıkış sıkıştı. Çocuklar da oldukça yorgundu. Bana kalırsa manzaraya hakim üst katında bulunan snack bölümünde bir şeyler içmek daha iyi olabilir.

Gündüz Pandeli’de karşılaştığımız Doğan grubu köşe yazarları akşam da yemek yemek için Mylos’u tercih etmişlerdi. Ayakta duran beyaz t-shirtlü Ahmet Hakan, pembe t-shirtlü Ertuğrul Özkök, mavi t-shirtlü Mehmet Yılmaz ve yeşil t-shirtlü Aydın Doğan.

dogan grubu

mylos restoran

Gourna Plajı’ndaki Gourna restoran önerebileceğim restoranlar arasında. Plaj olarak çok iyi değil. Plajın hemen arkasındaki restoranda yemek yememiş olsaydık, boşuna gelmişiz diyecektik neredeyse. Gourna biz Leros’dayken Tripadvisor sıralamasında ikinciydi. Yemeklerin lezzeti genel olarak tatmin ediciydi.

gourna restoran

Deniz kestanesini merak ettik, ancak çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim!

deniz kestanesi

gumus baligi

jumbo karides

Taverna Dimitris Karaflas ise Tripadvisor’ın sıralamasında birinci. Manzara müthiş. Yemekleri de öyleymiş. Gittiğimizde saat sanırım 15:00 civarıydı. Aşçı Karaflas mutfaktan terler içinde çıkarak yanımıza geldi. Çok yorulduğunu ve siparişlerimizi yetiştiremeyeceğini söyledi. Yunan adalarında tavernalarda genellikle bir aşçı ve bir garsonun çalıştığını düşünürsek, bu durum oldukça muhtemeldi. Sanırım siesta saatlerine de denk geliyordu. İçerden gelen kokular açlığımızı iyice artırmıştı. Yutkunarak oradan ayrıldık ve Pandeli’deki salaş tavernadaki lezzetleri bir kez daha mideye indirdik. Eğer giderseniz Taverna Dimitris’deki yemeklerin nasıl olduğunu yazarsınız bize. Manzara büyüleyici.

taverna dimitris

taverna dimitris

taverna dimitris

taverna dimitris

Platanos için adanın merkezi diyebiliriz. Deniz kenarından başlayarak tepeye doğru uzanan sıra sıra sevimli evler var Platanos’ta. Çok şık hediyelik eşya dükkanları da mutlaka dikkatinizi çekecektir. Sokaklar arasında yürümek için zaman ayırın mutlaka. Döndüğünüz her köşede bir sürpriz bekliyor sizi. Bu sürpriz bazen bir kedi, bazen bir çiçek, bazen renkli panjurlu bir ev ve bazen de enfes bir manzara olabiliyor.

platanos

platanos2

platanos3

platanos4

platanos5

platanos6

platanos7

platanos8

platanos9

platanos10

Leros’a henüz Bodrum’dan direk feribot seferleri yok. Leroslular olmasını çok istiyorlar. Turizmi canlandırmak adalıların en büyük isteği. Ancak ben bu halini pek sevdim. Kalabalıklaştığında bu kadar doğal ve huzurlu olmayacakmış gibi geliyor. Bu konuda biraz bencilim sanırım. Sadece sizinle benim aramda kalsın olmaz mı? Leros saklı cennetimiz olsun. Sevgiler…

paylaşmaya değer bulduysan eğer...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn
Duyurular, Leros, YUNAN ADALARI, Yurt Dışı kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | 2 yorum