İon Denizinin zümrüt adası Kefalonya

İyon denizinin en büyük adası Kefalonya. Hatta Yunanistan’ın 4. büyük adasıymış. Adada sadece 5 gece konakladığımızı söylersem, karış karış gezemediğimizi anlayacaksınız zaten. Adaya nasıl ulaştık? Ankara-İstanbul, İstanbul-Atina ve oradan da Kefalonya’ya tam 3 uçak değiştirerek vardık. Kızlar yoruldu haliyle. Ancak bu sefer şuna iyice emin oldum. Gezinin yorgunluk kısmını kabullenmişler artık. Sızlanmalar, söylenmeler olmadı. Yanımda götürdüğüm etkinlik kitaplarını, boya kalemlerini çantamdan çıkartma gereğini hissettirmediler bana. Tabi uçuşların kısa sürmesinin etkisi de var bunda.

Havaalanına indikten sonra, kiralık aracımızla Sami’de kiraladığımız eve doğru yol aldık. Eucalyptus Apartments, Sami ve sorumlusu Mark (Evet Mark! Gallerli.)  bizi çok sıcak karşıladı. Tuttuğumuz ev deniz kenarında, havuzlu bir site içerisindeydi.

ev

balkondan görünüm

Fotoğraflardan evi çok beğenmiştik ancak iki katlı olduğunu ikimiz de anımsamadık. Ters dubleks, yani giriş katında mutfak ve salon alt katlarda da odalar bulunuyordu. Ev genişlik olarak çok kullanışlıydı ancak hayatımda ilk defa bu kadar nemli bir evde yaşadım. Sanırım hemen yanı başımızda havuz ve denizin bulunması nedeniyle bu kadar nemliydi. Zira, 32 derecelik havaya rağmen, yerdeki herhangi bir ıslaklık saatlerce kurumuyordu. Ev çok serindi. Klima ihtiyacımız hiç olmadı. Evin hemen yan dairesinde Mark’ın ofisi bulunuyordu. Her sorumuza, her ihtiyacımıza içtenlikle yanıt verdi. Çok güzel yerel restoranlar önerdi. Ofisin terasında bulunan  deniz şezlonglarını, şemsiyeleri, havuz oyuncaklarını vb. ihtiyacımız olan eşyaları istediğimiz zaman alabileceğimizi söyledi. Bazı plajlar organize olmadığı için, yanımızda taşıdıklarımız çok işe yaradı.

İlk akşamımızı Sami’de geçirdik. Faros Taverna’da yemeğimizi yedik.

Faros Taverna 2 Faros Taverna 1

Özlediğimiz lezzetlere kavuşunca yorgunluğumuz da kalmamıştı. Ertesi gün Sami’ye çok yakın bir plajda geçirdik günümüzü. Agia Paraskevi Beach. Yeşil çimlerin üzerindeki şezlonglarda uzandığımızda deniz manzaramız pek güzeldi. Üstelik ağaç da çok olduğundan şemsiyeye ihtiyaç duymuyorsunuz. Kefalonya’da gittiğimiz plajların hemen hemen hepsi taşlıktı. Ancak her biri inanılmaz berraktı.

Ag. Paraskevi 1

Ag. Paraskevi 2 Ag. Paraskevi 3

Aggia Effimia, Sami’ye benzeyen küçük bir liman kasabası.

yellow boats Ag. Effimia 1 Ag. Effimia 2

Mark bize bu limandan kendi küçük teknemizi kiralayabileceğimizi söyledi. Bilgi almak için gittik. 2 gün sonrası için rezervasyon yaptırdık. Yellow boats denilen işletmede yarım saatlik kaptanlık dersi aldıktan sonra araçla ulaşılamayan koylara kendi teknenizle gidebiliyorsunuz. Aslında çoğu adada bu uygulama mevcutmuş, hatta Hırvatistan’daki Hvar adası seyahatimizde de görmüştük ama cesaret edememiştik. Bu sefer farz oldu.

Aggia Effimia’da koy boyunca ilerlediğinizde, koyun hemen hemen sonuna doğru bir taverna var: Paradise Beach. Rehberde iyi olduğu yazıyordu. Hem manzarası hem de yemeklerini çok beğendik.

Paradise beach tavern 3 Paradise beach tavern 2 Paradise beach tavern 1

Selin’in yoğun ısrarlarına daha fazla dayanamayacağımız için günün geri kalan kısmını havuz kenarında geçirdik. Çocuklar havuzu çok seviyorlar. Her şey dahil otellerde tatil yapmayı tercih etsek, Selin’i havuzdan çıkaramazdık herhalde. Neyse ki bugüne kadar hiç böyle bir tercihimiz olmadı.

Ertesi gün Kefalonya’nın ve hatta bazı listelerde yeraldığı kadarıyla dünyanın da en ünlü plajlarından birindeydik: Myrtos Beach. Tepeden inanılmaz bir manzarası var. Bizim Kaputaş Plajı’nı andırıyor.

Myrtos tepeden görünüşMyrtos yakındanMyrtos deniz

Gitmeden şemsiye ve ufak tip kum sandalyelerinden almamızı söylemişti Mark. Zaten çoğunluk ya böyle ya da çadırlarıyla geliyordu. Ancak kiralayabileceğiniz şezlonglar da mevcut. Erken gitmekte fayda var. Kalabalık oluyor. Myrtos’un denizi eşsizmiş gerçekten. Yüzerken renk geçişlerini hissedebiliyorsunuz.

Aynı gün öğleden sonra benim en çok sevdiğim Assos’a geldik. Zaten Myrtos’a çok yakın. Bu arada Kefalonya’da yollar diğer Yunan adalarında olduğu gibi dar. Yemyeşil ve dağlık bir ada olduğundan sürekli bir tırmanış ve iniş durumu mevcut.

IMG_9680

Aralarda geçtiğimiz köyleri hem sevdim hem de dalıp gittim. Onlarca yükseklikte küçücük bir köy. Dağ keçileri dolaşıyor etrafta. Adadasın ve zaten gidebileceğin fazlaca bir yer de yok. Hayat dingin, sessiz, telaşsız ve basit. Mutlu mudurlar dedim içimden. Sonra mutluluğun yaşadığın yerle çok da bağlantılı olmaması gerektiğini düşündüm. İnsan mutlu olmayı tercih ederse, olur gider işte.

IMG_9601

Assos,  denize küçücük boğazla açılan ve harika bir koydan ibaret olan küçücük bir köy. Sevmelere, bakmalara doyamadım. Tüm koy boyunca saatlerce yüzmek istedim. Ancak açlığım buna izin vermedi. Deniz kenarındaki birkaç restorandan birinde ahtapot ve kalamar ziyafeti çektik. Yüzmek isteyen bünyem, kendini sandalyeden kaldıramıyordu. Kendimize geldikten sonra tüm günü Assos Plajı’nda geçirdik. Koy yemyeşil ormanla kaplı olduğundan deniz yeşil görünüyordu ve çok berraktı. Sonrasında yüzdük, yüzdük, yüzdük. Kızların da çok hoşuna gitti burası.

Assos 1 Assos 2 Assos 3

Derken arkamızdaki Cafe’den elinde buketi ve yakasındaki birkaç çiçekten ibaret olan sade gelinliğiyle İngiliz gelin ve hasır şapkası ve lacivert smokiniyle ona eşlik eden damat alkışlar içinde Cafe’de beliriverdi. Çok hoşlardı. Fotoğrafını çekmek isterdim aslında ama o an hem denizdeydim hem de kamerayı onlara doğru yöneltmek istemedim. Arabaya doğru ilerlerken sokak aralarında, eski evlerin önünde fotoğraflar çektik. Aradaki sokaklardan birinden, tanıdık Yunan ezgileri geliyordu. Gölgelere sere serpe uzanmış kediler gözleriyle bizi takip ediyor, bizse begonvil kaplı sokaklarda yürüyerek ilerliyorduk. Çok, çok güzeldi işte.

Assos eski evler Assos eski evler Assos liman çocuklarla beraber Assos butik otel

Ertesi gün Assos kadar, hatta daha da ünlü bir köye gittik: Fiskardo. Fiskardo, Kefalonya’nın ve dünyanın birçok yerinden gelen, jet sosyetinin buluştuğu bir liman. Her yer süper lüx yatlarla kaplı. Ambians Symi’yi anımsattı bana. Gündüz Fiskardo limanının hemen arkasındaki plajda denize girdik.

Fitzcardo plaj 1 Fitzcardo plaj 2

Tolga en çok bu plajı sevdi. Organize değil, ancak ağaçlar büyük gölgeler sağlıyor. Keyifli ve samimi bir plaj. Büfe olarak tanımlayacağım yerden, ısıtılmış ekmek arasında mozarella peyniri ve domatesli sandviçlerimizi alıp, afiyetle yedik. Büfede sürekli klasik jazz çalınıyor. Evde de sürekli olarak dinlediğimiz için çok hoşumuza gitti. Bu arada klasik jazz meraklısı olanlar için severek dinleyeceğiniz bir radyo önermek istiyorum. Tesadüfen keşfettiğimiz bir Yunan radyosu aslında: Chroma Radio. Dj yok. Aralıksız klasik jazz çalıyor.  Ella Fitzgerald, Nat King Cole, Louis Armstrong en çok yer verdiği sanatçılardan. Belki seversiniz diye…

Plaj sonrası Fiskardo’daydık. Buradaki tüm restoranlar ve dükkanlar çok şık. Bilinen Yunan tavernalarından çok uzak. Şık masa örtüleri ve masa takımları davetkar. Etraf çok kalabalık. Restoranlarda oturup yemek yiyen de var, bizim de sonradan tattığımız dondurmacıda dondurmasını yiyip etrafı kolaçan eden de. Tolga’nın doğumgünüydü ve yine LP rehberinin tavsiye ettiği restoranda deniz ürünlü spagetti, kızarmış barbun ve birkaç meze yedik. Spagettisinin ünlü olması tesadüf değilmiş, çok lezzetliydi gerçekten.

fitzcardo fitzcardo fitzcardo fitzcardo fitzcardo fitzcardo fitzcardo fitzcardo çocuklar bankta fitzcardo fitzcardo fitzcardo fitzcardo fitzcardo genel

Ertesi sabah erkenden uyandık ve rezervasyon yaptırdığımız teknemize doğru yol aldık. Tekne de denmez aslında 3 metrelik motorlu bot. Botun büyüklüğünü siz seçiyorsunuz.

yellowboats

Biz 4 kişi için ideal olan orta boylu olanı tercih ettik. Günlüğüne 65 euro ödedik. Yellow boats organizasyonundan bir kişi öncelikle Tolga’yla birlikte açıldı. Açık denizde yarım saatlik eğitim verdi. Tolga geldiğinde önce endişeli görünüyordu. Hatta eğitmen Tolga’yla şakalaştı: ” Kaptan korkma, ne yapman gerektiğini biliyorsun!” diye. Saat 10 gibi açıldık denize. Biz açıldıkça Tolga da açıldı, keyif almaya başladı. Kiraladığımız bu botlar toplam 12 tane koya gidebiliyor. Koylardan çoğuna deniz yolu dışında ulaşmak imkansız. Biz en çok iki koyda vakit geçirdik. Karaya kadar yüzdük. Selin yüzmeyi öğrenmişti ama yardımsız ilk defa bu kadar uzun yüzdü ve karaya çıktı. Balıklar botun çevresinde birikiyorlardı. Sandviçlerimizden arta kalanlarla balıkları besledik.

IMG_7674 IMG_7680IMG_7681  IMG_7689 IMG_7691 IMG_9715 IMG_9723 IMG_9727

Aslında saat 4 ‘de teslim etmemiz gerekiyordu ancak hava bulutlanmaya başlayınca 3 gibi teslim ettik. Aile olarak tüm günü küçücük bir botta geçirdik. Sohbet ettik, hayal kurduk. Aslında Selin kurdu hayalleri. Biz onunkilere ortak olduk.

Eve dönerken Antisamos Plajı’nı gördük. Bu plaj Kefalonya’da çok popüler. Su sporları aktiviteleri var. Çok geniş bir plaj ve kumluk. Bu yüzden ziyaretçisi de çok.

IMG_7696

Akşam Mark ın tavsitesiyle tamamen lokal bir Yunan lokantasına gittik. (Rombolis taverna) Kaldığımız yere 3 km mesafede olan bir köyün içinde bir karı koca ve çocuklarının işlettiği, sadece mangalda et yapan bir köy tavernası. Kendi yetiştirdikleri hayvanların etlerini kullanıyorlar. Keçi ve kuzu pirzola son dönemde yediğimiz en lezzetli yemeklerdi. Fiyatlar da gerçekten son derece ucuz. Yolu düşenlere şiddetle tavsiye ederim.

Rombolis tavern 1 Rombolis tavern 2 Rombolis tavern 3

Son günün sabahını eve 500 metre mesafedeki Melissani Mağarasını gezmek için ayırdık. Mağara çok ünlü. En çok turist otobüsünü burada gördük. Ormanın ortasında bir boşluk aslında bir delik var. Aşağıya baktığınızda bir göl mağarası görüyorsunuz. Mağaradaki gölde 15 dakika kadar tekneyle gezdiriyorlar sizi. kişi başı 7 euro, 6 yaş üstü çocuklar 4 euro. Oluşan yapı inanılmaz. Gölde gezerken hiç güneş almayan yerler karanlık, sonrasında ormanda açılan boşluktan süzülen ışık göle yansıyor ve masmavi aydınlanıyor çevreniz. Değişik bir deneyimdi.

IMG_7711

IMG_7726

IMG_9755 IMG_9745 IMG_7735 IMG_7734

Melissani Mağarası’nı da gördükten sonra artık havaalanına doğru yol aldık. Yine 3 uçak, yine yorgunluk. Ama bence değdi.

Sonuç olarak Kefalonya, bize yakın Yunan adalarından daha farklı. Son derece yeşil ve bir o kadar da dağlık bir ada. Biraz Adriyatik denizindeki Hırvat adalarının havası var. Özellikle İngiliz ve İtalyan turistler tarafından keşfedilmiş durumda. Biz 5 gün içinde sadece kuzey kısmını gezebildik. Tüm adayı hakkıyla gezebilmek için bence en az 10 gün ideal. En beğendiğimiz ilk 5 ada arasına girdiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle plajları ve köylerinden büyük keyif aldık.

Sırada Girit gezimizin detayları var. Sevgiyle kalın…

paylaşmaya değer bulduysan eğer...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedIn
Kefalonya, YUNAN ADALARI, Yurt Dışı kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın