Romantik Yol: Füssen

Geceyi Augsburg’da geçirdik. Hem Augsburg akşam saatlerinde gezilemeyecek kadar büyük olduğundan hem de çok yorgun olduğumuzdan dolayı bu şehre zaman ayıramadık. Ne de olsa gün içinde üç şehir görmüştük ve dördüncünün hakkını tam anlamıyla veremeyecektik. Güzelce dinlendikten sonra sabah erken saatte Füssen’e vardık.

Füssen Romantik Yol’un son durağı ve diğerlerine göre oldukça farklı. Tabi farklı bir rotasyonu tercih ederseniz ilk durak da olabilir. Bana göre masal dünyasından kopup gelen şatolar ile final yapmak daha keyifliydi.

Füssen’de yapılacak en önemli aktivite Neuschwanstein ve Hohenschwangau Şatolarını görmek. Biz gezmek için Neuschwanstein’ı seçtik. Bu şato aynı zamanda Disney Kalesi olarak da biliniyor. Çünkü Walt Disney yapımı filmlerin başında gördüğümüz, üstünden parlayan bir yıldızın geçtiği veya Disneyland’in simgesi olan kale tam da Neuschwanstein’dan ilham alınarak tasarlanmış. Fotoğrafını gördüğünüzde hemen anımsayacaksınız.

neuschwanstein-castle-germany

Öncelikle yapmanız gereken gezeceğiniz şato için biletinizi satın almak (9 euro). Her iki şatoyu gezmek isterseniz indirimli biletlerden satın alabilirsiniz (17 euro). Ancak şatolar farklı iki tepede bulunuyor ve birinden diğerine yürümek 30-40 dakikayı buluyormuş. Bol yokuşlu olduğunu da düşünürseniz çok zorlayıcı. Bu nedenle 5 euro karşılığında karşılıklı sefer yapan at arabaları ile ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Biz Neuschwanstein Şatosu için biletimizi satın aldığımızda, yakın saatlerde olan tur grupları çoktan dolmuştu ve bilette yazdığına göre gitmemiz gereken saate da daha vardı. Rehber eşliğinde gezildiğinden her grubun kontenjanı bulunuyor. Bu sebeple gider gitmez bilet almak akıllıca olacaktır.

Alplerin eteklerinde bulunan Füssen’de enfes manzaralara tanık olacaksınız. Ne yana baksanız bir doğa harikası. Önceliği Forggensee Gölü’ne verebilirsiniz. Bana kalırsa şatolar kadar, bu güzel göl de ünü hakediyor. Ağaçların arasından görünen göl yanına gidene kadar gizemini koruyor. Bu nedenle göl kenarı oldukça tenha. İyi ki bir sonraki tur grubunu beklemek zorunda kalmışız diyoruz ve güzel fotoğraflar çekiyoruz.

IMG_2907

IMG_2909

IMG_2898

IMG_2905

IMG_2916

Neuschwanstein Şatosu’na çıkmadan önce restoranlardan birinde güneşli havanın tadını çıkararak biralarımızı içip hafif bir şeyler atıştırdık. Şatoya yürüyerek tırmanmak yerine birkaç euro vererek otobüsle çıkmayı tercih ettik. Şatonun eteklerine otobüsle ulaştıktan sonra Marienbrücke adı verilen köprüye yürüdük. Siz zamanınıza bağlı olarak şatoyu görmeden önce veya gördükten sonra ama mutlaka hemen yakındaki bu köprüye mutlaka gidin. Şatonun arka tarafı da olsa genel görünüm görüntüsüne bu köprüden ulaşacaksınız. Bizim gittiğimiz dönemde, kulelerden bazıları restorasyondaydı.

IMG_2920

IMG_2921

IMG_2931

Füssen&Forggensee Gölü

IMG_2933

İçinden nehir akan yeşil vadinin üzerinde olduğumuz köprüden, şırıl şırıl gelen ses net bir şekilde duyuluyordu. Şatoyu gezmek için bekleyenlerin yanı sıra vadide trekking yapmak için gelenler de vardı.

IMG_2935

Şatoya giriş zamanımız geldiğinde avluda toplandık. İçeride bizi hüzünlü bir hikaye bekliyordu. Bavyera Kralı II. Ludwig’in inşa ettirdiği şatonun yapımına 1869 yılında başlanmış. 18 yaşında kral olan II. Ludwig, konumunun aksine hassas, hayalperest, utangaç ve yalnız bir kral olarak tanımlanıyor. Çocukluğunu ve gençlik yıllarını doyasıya yaşayamamış olması, şatoda milyonların harcandığı bir mağara oluşturmasına sebep oluyor. Wagner’e olan hayranlığından dolayı ünlü besteciye ithaf edilen “Şarkıcılar Salonu” fresklerine fazlaca yer verilmesi ve duvar resimlerinde de bestecinin pasajlarının yazılı olması dikkat çekiyor. Sonraki yıllarda Wagner’le sıkı bir arkadaşlık kurmuş, ancak Wagner şatoyu hiç görememiş. Şatonu yapımı sırasında II. Ludwig sıklıkla yürüyüş yaptığı vadide bulunan Marienbrücke köpüsüne gelerek sarayı izliyor ve küçük bir çocuğun oyuncağını beklemesi gibi sabırsızlanıyor. Sonunda şato 17 sene sonra tamamlanıyor; ancak kral bu şatoda sadece 3 haftasını geçirebiliyor. Kral psikolojik rahatsızlıklarından dolayı başka bir sarayda izole bir hayat sürmek zorunda bırakılıyor. Aynı sene derinliği 1.5 metreyi geçmeyen gölün sularında doktoruyla kralın cesedine ulaşılıyor ve kralın ölümü de kendi gizemli hayatı gibi şaibe içinde kalıyor. Neuschwanstein Şatosu devlete öyle bir yük getiriyor ki kralın ölümünden çok kısa bir süre sonra şato turistlere açılıyor ve borçlar bu şekilde ödeniyor. Günümüzde her yıl 1.5 milyon kişiyi ağırlıyor. Romantik kralın çalışma odası, yatak odası ve mağara gerçekten ilgi çekici.

Castle-Neuschwanstein-Inside11-300x195

Lohengrin-Pictures1-300x226

gr_neuschwanstein_dining_

(Fotoğraflar: wikipedia.org)

Neuschwanstein Şatosu’ndan sonra II. Ludwig’in çocukluğunu yaşadığı diğer şato olan Hohenschwangau’yu da ziyaret edebileceğinizi zaten söylemiştim. Aşağıdaki fotoğraf bu şatoya ait. Güzel manzaralara şahit olacağınıza eminim.

Neuschwanstein Şatosundan Hohenschwangau’nun görüntüsü

IMG_2938

Almanya’nın Bavyera eyaletinde geçen gezimizi Münih ile sonlandırdık. Bir sonraki yazıda Münih’deyiz…

Posted in ALMANYA, Füssen, Yurt Dışı | Tagged , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Romantik Yol: Nördlingen

Nördlingen, diğer Romantik Yol şehirlerine göre daha az turistik bir şehir. Bunun sebebi şehrin pek de süslü olmamasından, old town’ın diğerlerinden farklı olarak daha geniş alana yayılmasından veya gündelik hayatın daha belli olduğu bir şehir olmasından kaynaklanıyor bence.

Nördlingen de kale duvarlarının günümüze kadar korunduğu nadir Orta Çağ şehirlerinden biri (Diğerleri Rothenburg ve Dinkelsbühl). Burada kale duvarları şehri tam bir daire şeklinde sarıyor. 15 milyondan fazla yıl önce düşen meteor çarpması sonucu oluşan kraterin üzerinde bulunuyor. Öyle ki, Amerikalı astronotlar (Apollo 14) aya iniş için ilk bu kraterde eğitilmişler. Şehirdeki Rieskrater Müzesi’nde kraterlerin oluşumu, dünyaya şiddetli çarpmasının etkileri ile ilgili sunumlar, fosiller, taşlar ve NASA’nın araştırmalarıyla Apollo 16’nın aydan getirdiği ay taşı sergilenmekteymiş. İlgi duyarsanız uğrayabilirsiniz.

Şehirdeki taş binalarda, 0.2 mm’den bile daha küçük olan milyonlarca elmas bulunuyormuş. Krater çarpması sonucu 72000 ton küçük elmas açığa çıkmış. Binalar yapılırken de bu alandaki taşlar seçilmiş. Bu detay bana çok ilginç geldi açıkçası.

Nördlingen’in merkezinde bulunan St Georgkirche şehrin en önemli yapısı. Gotik yapıdaki kilisenin 100m yüksekliğindeki Daniel Kulesi’ne ücretsiz çıkabilirsiniz. Çıkış biraz zorluyor. Sürekli dönerek tırmanmak baş döndürücü ama en azından çok dar değildi.

IMG_2880

IMG_2853

IMG_2849

IMG_2840

IMG_2833

Yemek için şirin bir meydanda bulunan ve adını ortasındaki çeşmeden alan La Fontana, Akdeniz mutfağında iddialı bir restoran. Menüsü o kadar doluydu ki uzunca bir süre ne yiyeceğimize karar veremedik. O kadar inceledikten sonra pizza, bruschetta ve salatada karar kıldık, ama gerçekten değdi. Biz yemeğimizi yerken güzel kızımız da hemen önümüzde, sokaktaki oyuncaklarla oyalanıp, kendinden yaşça büyük olmalarına rağmen anlaştığı Alman arkadaşlarıyla eğlenmekteydi.

IMG_2872

IMG_2874

Diğer Romantik Yol şehirleriyle kıyaslarsak, Nördlingen’de yapacak fazla bir aktivite yok. Geceyi geçireceğimiz Augsburg’a yakın olması nedeniyle Nördlingen’i de görmüş olduk. Yani mutlaka görmelisiniz demeyeceğim. Bizim gibi şöyle bir turlayıp, yemek yiyip yola devam edebilirsiniz.

IMG_2828

IMG_2831

IMG_2832

IMG_2854

IMG_2887

Nördlingen’le ilgili bir popüler kültür detayı vereyim size. 1971 yılında çekilen Willy Wonka & The Chocolate Factory filminin final görüntülerinden olan cam bir asansörle göğe yükseldikleri sahnede gösterilen yuvarlak şekilli şehir tam da burasıymış işte. Hatırladınız mı? Ben de hatırlamadım ama tekrar izlersek artık biliyoruz.

Bir sonraki yazıda diğer şehirlerden oldukça farklı olan Fussen’i, hayaller ülkesinden gelen kalesiyle anlatacağım.

Posted in ALMANYA, Nördlingen, Yurt Dışı | Tagged , , , , , , , , | Leave a comment

Romantik Yol: Dinkelsbühl

Rothenburg’dan Dinkelsbühl’e olan uzaklık 45 km. Bu kısa mesafeler bize gerçekten iyi geliyordu. Küçük kızımız yorgunluktan hemen uyuyakalıyordu. Böylelikle bir sonraki şehir için biraz enerji toplamış oluyordu. Ben de dinleniyordum. Yeşil araziler, bahçeli küçük evler derken, farklı yaşantılara dalıp gidiyordum.

Dinkelsbühl’e geldiğimizde park yeri bulmakta zorlanmadık. Zaten bu tür turistik yerlerde her şey neredeyse paket halinde sunuluyor. Genellikle kiralık arabalarla gezildiğinden yollarda sıklıkla tabelalar var. Yol stresi yaşamayayım derseniz, navigasyon imdadınıza yetişiyor. Gezeceğiniz şehirlerin hemen yakınındaki güvenli park yerlerine park edebiliyorsunuz. Fazla yürümenize gerek kalmadan şehre giriyorsunuz. Yine de şehirlerin içine girebilen arabalar var. Muhtemelen orada yaşayan insanlara ait. Sırf şehir turistik diye yaşayanlara eziyet edilemez tabi ki ama fotoğraf çekerken o arabalardan kurtulmaya çalışma çabası sinir bozucu. Her neyse… Şehirlerin organize olduğundan bahsediyordum. Her şehrin girişinde tourist information center mevcut. Detaylı haritanızı alarak nereleri gezeceğiniz bile belli. Avare avare dolaşmak da bir tercih tabii ama gördüğünüz binalar için; acaba burası neresi, önemli bir yer mi diye düşünmeye gerek kalmıyor. Fazla çabalamaya, yorulmaya gerek yok. Size sadece gezinizin keyfini çıkartmak kalıyor.

Dinkelsbühl şehrinin 8. yüzyılda kurulduğu, ancak ticari bir pazar oluşturması sebebi ile 12. yüzyılda kayıtlara geçtiği düşünülüyor. Dokumacılık ve giysi imalatı ile oldukça adını duyurmuş ve tüccarların uğrak yeri haline gelmiş.

Dinkelsbühl, kale duvarları ile çevrili olması özelliği ile günümüze dek uzanan tek Orta Çağ şehri. Şehrin dört girişinden biri olan Rothenburger Kapısı’ndan içeri girdiğimiz andan itibaren Orta Çağ dokusunu her yerde görebiliyorduk. Arnavut kaldırımlı sokaklar, bu bölgeye özgü olan geniş üçgen çatılı ve kahverengi pervazlı pencereleriyle Bavyera evleri, büyük yapılı kiliseler, kuleler o dönemi olduğu gibi hissettiriyordu.

IMG_2803

Çevredeki dükkanlara göz atarak ana meydan olan Marktplatz’a geldik. Çeşitli törenler ve festivallere ev sahipliği yapan ve etrafta yerel dansçılara rastlayabileceğiniz meydan çok renkli. Bu hareketli meydanı fotoğraflayalım derken, makinemizde yeterince boş alan kalmaması büyük bir şanssızlık oldu. Daha da gezecek çok yerimiz olduğundan acilen hafıza kartı bulmamız gerekiyordu. Gözümüzü dükkanlardan ayırmayarak Dinkelsbühl sokaklarında gezindik. Tourist information center bu gibi konularda da çok yardımcı oldu doğrusu. Elimizdeki haritaya hafıza kartı bulacağımız dükkanı işaretledi. Zaten fazla büyük olmayan şehir merkezinde oldukça yürümüştük. İhtiyacımız olan kartı da satın aldıktan sonra meydandaki bir cafede dondurma yiyerek serinledik ve yolumuza devam ettik. Uzun lafın kısası, Romantik Yol rotası içine kesinlikle dahil edilip, görülmeden dönülmemesi gereken Dinkelsbühl fotoğraflarına fazla yer verememem bu nedenledir. Kale duvarları arasında şehre giriş izni veren kule kapıları ve birkaç kilise ve manastır, bu şehirde görebileceğiniz tarihi yapılardan. 

IMG_2805

IMG_2806

IMG_2809

IMG_2811

IMG_2812

IMG_2814

IMG_2819

IMG_2822

IMG_2823

Sırada Nördlingen var…

Posted in ALMANYA, Dinkelsbühl, Yurt Dışı | Tagged , , , , , , , | Leave a comment